OYNU-YORUM, OYNU-YORSUN, OYNU-YOR…

OYNU-YORUM, OYNU-YORSUN, OYNU-YOR…

İlla kaybederek/kazanarak anlıyorsun değerini, vazo içinde yaşamaya mahkûm bırakılarak toprağından ayrı kalmışçasına, göçe zorlanmış bir demet gibi duruyorsun oracıkta; kuru değil, hala canlı, hem aynı hem ayrı yanındakilerden… Kim bilir hangi emellerine alet etti seni şu kapıdaki adam? Özür mü diledi, rica mı etti, teşekkür için miydi bunca karşıla-ş-ma töreni? Hiç sanmazsın, hı? Güzel. Demek fark ediyorsun, kaçmakla kurtulmak arasında dengeli bir bağın olmadığını. O halde başaracaksın, hesaplar görülünce çıkacak kokusu zamanın.

Kendinle yüzleşmeye karar verirken aynayı ödünç almışsın yerinden. Bir daha boş bırakma duvarı. Anladım, aynayı kıracaksın; karşısında saklanmaktan bıkıp harekete geçirmişsin bedenini, geride kalanları çekip çıkarmak için o dipsiz kuyudan. Buna izin verecek kadar ince ruhlu değil ki o; kırılmayı bilir, kesmeyi de, uğursuzluk da taşıyabilir kimine göre ama nasılsa görmüyor -gördüğünü sanıyor- diyerek ancak kendini kandırırsın toplarken karşılıksız çıkacak olan depozito kapaklarını… Hoş geldin parası ayrı güle güle parası ayrı olabiliyormuş! Sararmış biriken sayfalarını koparıp attıkça hacminin azalacağını sanıyorsun yeter ki yer açılsın! Ama onlar çoğalıyorlar, kopardığını sandıkça budadığın dallarını şimdi görüyorum; yerini filizlere bırakıyor nasıl da taptaze… Neyle koparasın köklerine sinmiş yaşadıkların, hüznünü ve mutluluğunu kesecek bir makas henüz icat edilmedi.

Örtünün altından çıkartamadığın gözün; karanlığın ucunu açıp bakmayı akıl edememişlerle işbirliği eden korkak mı, vicdanına yenilen basit bir masum mu anlayamadım.  Her halükarda karda değilmişsin. Bildiğim şey oyunlarda ebe olmayı sevdiğin ve kendini hep ebe seçilmekle görevlendirdiğin. Ne zaman kapatsan gözlerini sobelendiğinden -ister istemez senden önce seni seçen bir yaşam ekibin de var zaten tanıdık tanımadık- alışılmış bir oyun kuralı bu. Tam da hava kararırken gözlerinin bağını onun için mi çözdün? Kimse seni görmüyor sanıyorsun ya unuttuğun en zayıf noktan bu. Daha hiç kimse çıkmadı ki saklandığı yerden ya da kimse tam olarak kaçamadı ki senden. Kafanın içindeler hala. Hem yine karıştırdın saklambaçla körebeyi birbirine; sen saklananları mı bulacaksın yoksa açıkça ortada gezenlere gözlerini mi kapayacaksın? Yine erken açtın gözlerini, demek yoruldun, hadi gel bir kahve ısmarlayayım sana, bir de pasta benim yaptığım kadarıyla eskilerden eksiksiz.

Gözünü kapadığında yanında duran onca insandan biri idim ama ışığına pervane olan nicesi gibi tariflere bakarak değil keşifler yaparak onları kovuyorum başından, hiçbir yerde yok başka bir kavuşma şekli yumurta ile şekerin, bundan başka bir de bir insanın diğeri ile kucaklaşması var. Ne zaman unu biraz eksik kalsa elime yapıştığı gibi hamurun, seni tam tersine unun fazla diye kaybediyorum. Alışılmışın dışında bir beklenti içinde bana gülüyorsun; yüzüne en çok yakışan şeyi buldun sonunda yükleyip kaldırması imkânsız mührü sağlam koca sandığım.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir