Anladım.

Yedi yaşımdaydım. Gri akşamüstleri olan bir kentin ayak parmaklarını donduran soğuğunda en çok özlediğim babamdı. Gelmeyeceğini anlayınca üşüyen hayallerimi de alıp eve dönerdim.

Denizlerin atlaslardaki gibi mavi olmadığını anladığımda sekiz yaşımdaydım.  O gün, düşlerimdeki bütün mavileri açığa aldım. “Ne bekliyordun ulan eşşoğlueşşek” olmuştu babamın tesellisi..

Ve şimdi.. Ne kadar zaman geçtiğini saymıyorum artık. Çünkü ben hep; bırakıp gittiğin yaşta kaldım. Denizlerin saydamlığını, babamın bazen gelemeyebileceğini, düşlerimdeki renksizliği anladım da, bu yaşıma geldim yokluğunla nasıl başa çıkmalıyım, işte onu anlamadım.

Ama biliyorum, geçecek birgün.  Kaç bin yıl kaldı şunun şurasında seni unutmama ?

Yaralar Kanar Düşerken Hayat

Hayata takıldı ayağım..

sendeledim önce..

düştüm ve  küfrettim ana avrat yaşım kadar ve bir o kadar ağladım utanmadan..  

dizimde açılan yara çocukluktan armağan..

kimse dokunmasın istedim..

yaralarım masumdur, masum değilken ben hayatta..

yaralar.. yaralar insanı en çocuk yaşta.. sızlatır içini..

yaralar..yorar insanı en olgun yaşta.. göz yaşını akıtır içine..

takıldım hayata..

sendeledikten sonra düşülebiliyormuş, kanayınca anladım çocuk yaşımın yaraları..

ve küfretmek sarmıyormuş yaraları, dilinde ayıp kalıyormuş insanın..

ana avrada boşuna kötü söz sürülüyormuş..

onlar bile masummuş yaralar kadar ve yaralanırmış her kötü sözün ardından..  

hayata takılıyor ayağım her yaşımda..

her yaşımda biraz daha açılıyor yaralarım..

iyileşmesine izin vermeden kanattığımdan bağlayan kabukları, yaralarım hayatta direnemiyor..

kanamak için bahane arıyor..

sendeleyip düşmeye zaman yok..

kabuk bağlayan yaraları tırnaklarken.. yaralarım  kanıyor..

hayat oluyorum kanatıyorum yaramı..

kendime takılıyorum..

düşürüyorum kendimi.. yaşım kadar ağlıyorum görmesin kimse..

kimsenin anasına dil uzatmadım dilimdeki küfür kendime..

yaralarım kanıyor..

hayata takıldım sandım hayatken kendim.. avuçlarım kanarken anladım akan kan değil hayatın ta kendisi..

Bir kapısı olmalı insanın..
Dünyasından çıkabilmeli  ve
” Hoşgeldin! ” diyebilmeli girmek isteyene..
Gökyüzünü görecek bir pencere..
Olmalı..
Anlayabilmek için yüreğindeki gökyüzünü..
O pencerede tutsak kalmalı..
İnsanın bir kapısı bir de penceresi olmalı..
Çıkıp kendinden, kendine bakabilmek için pencereden..
  

Eski(me)den…

Ya yoksa atan bir yürek..Titreyen eller ya da hecesinden sapan kelimeler..

Ya kaybolmuşsa o büyü hissedilmiyorsa miğde krampları..

Ya o zaman..

Korkuyorum anne !..

Şefkat ver bana .. Saçlarımın okşanmaya ihtiyacı var !

Ya kaybettiysem var olduğunu  bildiğim o duyguyu.. Bulamazsam ya bir daha..

Bir eli tutmanın bahtiyarlığı yok artık insanlarda..

Güzel bir iki söz yitirmiş aylık ömrünü.. “Özledim! ” kelimesi uçup gidiyor bi kaç saniye sonra..

Korkuyorum baba ..

Ya sana aşık olduğum gibi olamazsam bi başkasına..

Ya kaybedersem seni kaybettiğim gibi aşkı da..

Baba !..

Bakmıyorlarlar gözlerime usulca.. Yazılmıyor boş kağıtlara ismim.. Tekrar edilmiyor sevgi sözcükleri..

Tenha sokaklar öpüşmek için uygun değil artık..  Ya da el ele tutuşmak için gerek yok mahalleden uzaklaşmaya.. 

Umumi hayatlar yaşıyoruz.. Üstelik ücretsiz..

Kanıyorum Baba !..

Kanıyorum dedikçe daha da derinleşiyor yara.. 

Yara bantları çare değil açılan yaralara..

Tanrım beni kutsa !..

OL’um-samak

“Ölüm yoktur, ol’um vardır.” demiş Mevlana…

Ol’duğunu zannedersin doğduğunda..

 Zannedersin ya da iyi bir yazı yazdığında bir şiire anlam kattığında,bir yüreğe kurulduğunda..

Ol’um..

Olmak nasıldır ki.. Ölmek gibi midir.. Ölmek gibi ol’mak mıdır.. ? 

Ey ölümlü, öldüğün zaman doğacak değilsin..

Doğacak olsan ” Öldü ! ” demezlerdi..

Burada ölüp dirileceksin orada..

Orada işte.. Tam orda.. Ol’duğun yerde..

Ol’mak..

 En az bir  ve en çok iki kişiyle..

Ol..

Kendin ol…

Kendin yaşa ve öl.. 

Ol ..

İkiyi BİRleştir Bir ol.. 

Bir’den çıkar kendini eksik ol..

Oluruz bir cümle de özne, bir şarkıda nağme, şiirde kafiye..

Oluruz bir anne bir baba, evladın doğum nedeni..bir evlat ol’uruz nedenimiz belli .. 

bazen ol’uruz iyi bir söz veya ol’uruz sus, dinleriz anlatılanları..

Anlamındır ol’mak, olmak istediğin sürece..

Hayattaki amacın, “…büyüyünce! ” dediğin zamanlardaki kaygın..   

Ol’mak en az bir kişiyle..

Doğduğunda zanneder  ol’duğunu insan, unutarak en azlığıyla çıktığı rahmin sahibini yok sayarak..

Ya da ol’amaz insan en fazla iki  kişiyle, sığamaz da tekil yalnızlığına.. 

Tanrı neden uğraşıyor ol(dur)abilmek için.. 

Ol’madan gelmediğinden mi ölüm..

Ya da ölüm Ol’amadığından mı olmayan  ol’um… 

Ol’maktayız farkına varmadan..

Ol’um’u yaşamaktayız ne ol’duğumuzu anlayamadan..