PARİS’tanbul

Çok uzun zaman oldu seni görmeyeli
Ve hala yoksun yanımda
Yanımda olmasan da
İsmin dökülüyor her an dudaklarımdan
Mesafeler aramıza giremedi işte
Her zaman olduğu gibi
Bir nefes kadar yakınım sana

* * *

Güneş kapadı gözlerini ve gece sessizliğe bürünüp Paris çoktan uykuya dalmıştı bile. Sen yatağına uzanmış, yıldızları seyrederken düşünceler sarmalar etrafını. Aniden bir yıldız kayar içinde kaybolmuş olduğun düşüncelerinde ve düşüncelerin tutulması gereken bir dileğin etrafında dolanır. Bir hüzne bürünür bedenin ve bir kırılganlık hissi doğar içinde. Gözyaşların ıslatıverir yanaklarını ve derin bir of çekersin içinden. Aniden şimşekler çakar. Gecenin sessizliği bozulur ve karanlıklar kısa bir süreliğine de olsa kaybolup gider. Gökyüzü döker gözyaşlarını ve Paris ağlar, sen ağlarsın.

* * *

Odamın küçük penceresinden koca bir dünya görünüyordu gözüme. Senden uzaklarda olmanın bende yarattığı etki sonucunda ruhumda yaşamış olduğum hareketsizliğe karşı İstanbul Sokakları her zamanki hareketliliği ile görülmeye değerdi yine. Bedenimin sağlam görünmesine karşın içim ölmüştü adeta. Sensizlik çöküşümü hızlandıran tek etkendi sanırım. Dayanmak çok zordu sensizliğe ve sensizlik içinde geçirilmesi gereken her saniyeye. Yalnızlığımda sakladım seni ve hep yanımda taşıdım sevgini.

* * *

Güneş ışıkları pencerenden içeri sızıp yüzünün güzelliğine yansımıştı ve bu, dalmış olduğun uykudan uyanmanı hatırlatan bir işaretti. İvedi bir biçimde hazırlanıvermiştin ve dışarıya ilk adımını attığında yüzünde Paris’in o keskin soğuğunu hissetmiştin. Mayıs ayının henüz başlarıydı fakat bu soğuk kıştan kalma bir günü anımsatıyordu. Tek fark ise bu soğuğa güneşin eşlik edip onun etkisini minimum düzeye indirmesiydi. Champs-Élysées çağırıyordu seni ve ayakların bu sese kulak kabartıp o yöne doğru hızla ilerliyordu. Bu caddenin kaldırımlarını her adımlayışında buruk bir sevinç kaplıyordu içini. Ağaçlar yeşil elbisesini giymiş selam duruyordu önünde ve Champs-Élysées o muhteşem manzarasıyla seni içine doğru çekiyordu.

* * *

Bahar tüm güzelliğiyle esareti altına almıştı İstanbul’u ve yaz sıcaklığıyla gelişini müjdeliyordu adeta. Taksim Meydanı cıvıl cıvıldı yine. İnsanlarda bir koşturmaca hali, etrafta korna sesleri ve tabii ki bir de sensizliği yaşayan ben. Kalabalıklar içinde yalnızları oynuyordum yürümüş olduğum İstiklal Caddesi’nde. İstanbul’un o eşsiz tarihi içinde kaybolup gitmiştin sen de. Her zaman yaptığım gibi hayalini takip ediyordum işte. İstanbul her şeyiyle seni barındırıyordu içinde.

* * *

Champs-Élysées, tüm romantizmiyle geride kalmıştı artık ve şimdi Seine Nehri’ne doğru ilerliyordun. Seine Nehri bugün bir başka akıyordu ve her akıntısında sana mesajlar gönderiyordu adeta. Karşı tarafta ise Eiffel Kulesi bu mesajları onaylarcasına başını sallıyordu. Beni nasıl sevdiğini anlatıyorlardı mırıldandıkları şarkılarda ve benim seni nasıl sevdiğimi de tabii ki. Bir sevgi yumağı oluşuvermişti etrafında ve sen bu sevgi yumağının açan tek gülü gibiydin. Âşıklar Şehri Paris diz çöküvermişti işte senin ayaklarının dibinde.

* * *

İstiklal Caddesi üzerinde ilerliyordum ve tutkularımın esiriydim artık. Hayalinle dalıp gittiğim anda tramvay sesleri çınlayıverdi kulaklarımda. Uçup gitmiştin işte birdenbire aklımdan. İşte o an ölüverdim sanki. Gözlerimde bir karartı oluşuverdi ve sen bir melek gibi kanatlanmış Galata Kulesi’nden gel işareti yapıyordun bana. Buna hayır diyemezdim işte ve ardından aşıverdim tüm engelleri, çıkıverdim Galata Kulesi’ne seni tüm güzelliğiyle içinde barındıran İstanbul’u yükseklerden seyredebilmek için. Ellerimden tutmuştun ve ayaklarım yerden kesilmişti artık. Haliç’e doğru ilerliyorduk. Boğaz Köprüsü Karadeniz ve Marmara Denizi’ni birbirine bağladığı gibi bizi de bağlamıştı birbirimize. Köprünün bir ayağında sen dururken diğer ayağında ben duruyordum. İki yakada bekleyen iki âşıktık, her daim birbirine bakan Anadolu ve Rumeli Hisarları gibi. Boğaziçi hareketlenmişti birden ve martılar uçuşuyordu suyun üzerinden. Gemiler sesleniyordu önümüzden geçerken ve Kız Kulesi bizi ağırlamak için sabırsızlanıyordu. İstanbul her şeyiyle sahiplenmişti bizi ve biz bir bütünün en değerli parçasıydık artık.

* * *

Mesafeler engel olamıyordu bize ve kilometreler kısalıp duruyordu önümüzde. İki farklı şehir, iki farklı dilde aynı şarkıları mırıldanıyordu. Eiffel ve Galata Kuleleri karşılıklı aynı yöne doğru bakıyordu artık. Boğaziçi ve Seine Nehri farklı yerlere akıp aynı yerde birleşiyordu bizimle. İki farklı şehirde aynı duyguları yaşıyorduk seninle. Paris’tanbul’umuzda el ele tutuşup mutluluğun resmini çivivermiştik işte gökyüzüne.

moerath thas

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir