Polatlı İstasyonu

Hüzünlerin adresiydi bugün, Polatlı İstasyonu

Elveda!” sözcüklerinin en ünlemlisi, ayrılık senfonilerinin yapayalnız ezgisiydi…

* * *

Akşamüstü yağmurları henüz başlamamıştı…

Gökyüzünün kızılımtrak rengi bulutların arasında kaybolmayı beklerken bir babanın “Hoşça kal evlat!” diyişleri, bir annenin “Güle güle oğulcuğum!” kelimelerinde yaşam buluyordu…

Birkaç dakika önce de dünya tatlısı kız kardeşi, ağabeyine -yağmuru bekleyen bakışlarla- “İyi yolculuklar!” demişti…

* * *

Gözyaşlarımı içime akıtabiliyordum bir müddet…

Ankara istikametinden gelen yolcu treninden inen bir babanın küçük oğluna sarılmasındaki mutluluğuyla” avunmaya çalışıyordum…

Ama olmuyordu, engel olamıyordum göz pınarlarımdan taşanlara…

Her bir damla az önceki vedalaşma sahnesindeki “ıslak ıslak” olmuşluğu temsil ediyordu; çünkü…

* * *

Yalnız kalmak istiyordum o vakit…

Yalnız kalıp “rayların üstünde makaslara kadar yürümek” geliyordu içimden…

Sonra da geri dönüp o anne-babaya sarılmak…

* * *

Kim bilir kaç kez sahne oluyordu Polatlı İstasyonu, böyle ayrılıklara?

Kaç kez ıslatıyordu yanaklarımızı?

Kim bilir kaç eli bavulluyu uğurluyordu Ankara’lara yahut Eskişehir’lere…

Eskişehir’lerden Bursa, İstanbul’lara; Ankara’lardan Aksaray, Adana’lara…

Porsuk ÇaylarınaSeyhan Nehirlerine

* * *

Şimdi ise yollardaydım…

Polatlı’dan Ankara’ya” yol alıyordum…

Sakladığım gözyaşlarımı ise bu beyaz kâğıda bırakıveriyordum…

Gözü yaşlı anne-babayı o, dünya tatlısı kızlarıyla baş başa bırakarak…

Ve o “aile” için nice kavuşma vakitlerinin bir an önce gelmesini de ümit ederek…

 

Yalnızlık Senfonisi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir