Portakal Çiçekleri

Bir aşk şarkısı çalıyor eski bir gramofonda (!)…
Nisan, baharın kırlangıçlarıyla oynaşıyor sebepli sebepsiz…
Mayıs şarkıları cilveli bakışlar fırlatıyor nisan üstüne…
Nisan yağmurlu, bahar yağmurlu, 2010 yağmurlu…
* * *
Ağlamak istiyorum bir nisan akşamında…
Yaşadıklarıma, yaşıyor olduklarıma, yaşayacaklarıma…
Portakal çiçekleri” misleşiyor burunlarımızda…
Mis gibi aşk kokuyor, mis gibi sevgi…
Aşkın, sevginin dile getirilişi hangi evrende dışa vurur kendini?
Şiir evreninde mi, öykü evreninde mi, yoksa roman evreninde mi?
* * *
Kitaplarla baş başayım yine, bir hüznün nisanında…
Nazlı Eray’ın ses tonuyla “Ah Bayım Ah” (Can Yayınları) diyiveriyorsun bana:
Ah bayım ah, ah gözlerin ah, ah sen ah…
Oya Baydar’ın “Kayıp Söz”ünü (Can Yayınları) okuyorum şu sıralar…
Kaybedilmiş sözcükler topluyorum bir nisan atlasında…
Yanımda sen, hayalimde sen, kalemimde sen…
* * *
Piraye’nin Nazım’a kullandığı ünlemlerle sesleniyor, onlarla hitap ediyorsun bana…
Onun gibi sevgi aşılıyorsun ruhsal damarıma…
Duygular, iç çekişler, sevgi çığlıkları…
Sevginle yeşertiyorsun aşk tabiatımı…
Ağaçlar sen, “portakallar” sen, papatyalar sen…
* * *
Yazmak istiyorum seni bir nisan sayfasına…
Daha önce hiç yazılmamışçasına”…
Senin sözcüklerini, senin cümlelerini armağan ediyorum sana…
Yüklemlerini, öznelerini, tümleçlerini…
Onur Akın’ın ezgilerindeki gibi “Seni düşündükçe gül dikiyorum / Ellerimin değdiği yere / Atlara su veriyorum / Daha bir seviyorum dağları”…
İşte, öyle bir sevgi ışıyor parmak uçlarımda…
Ekmeği tuza banıp yer gibi / Ağzımı musluğa dayayıp su içer gibi”…
* * *
Kaldırım taşlarına düşen izlerine bakıyorum, yalnız dolaştığım akşamüstlerinde…
Yağmur çiselediğinde bir başka düşlüyorum seni…
Seninle geçirebileceğim yağmurlu bir günün öğleden sonrasını…
Mesela yağmurlu bir pazar ikindisini…
Yağmur damlalarının pencere camlarında kristalleşmesini…
Ardından izleyeceğimiz bir aşk filmini…
Bu mevsimde “Tatil”i, başka bir mevsimde de “Kasımda Aşk Başkadır”ı belki…
* * *
Ah, ah!
Nisan yağmurları, mayıs şarkılarını çağırıyor artık; sevişmek için…
Haziran, gecelerin ıssızlığına sığınmış bekliyor ikimizi de…
Temmuz ve ağustos?
Hele eylül?
Ya ekim, kasım, aralık?
Vesaire, vesaire” sözcükleri belki de benim bu anlattıklarım…
Ya da “ve benzeri, ve benzeri” kelimeleri…
* * *
Dile getirilmeyen ne kaldı ki geride?
Ne kaldı ki duygusal ırmağın menderesler çizmesindeki nesnelliğinde?
Ne kaldı ki duyguların hiyerarşisinde?
Bir sevgi öyküsü sadece bu yazdıklarım ya da bir aşk masalı…
Tıpkı bir “portakal çiçeğini” sevmem gibi, tıpkı beyaz bir papatyayı kokluyor olmam gibi…
Portakal çiçeğim” benim, mis kokulu beyaz papatyam benim!
* * *
Vesaire, vesaire…
Yahut ve benzeri, ve benzeri…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir