Profesör-6: “İktisat Bir Sanat Mıdır?”

Of, of!” dedi, sigarasından bir nefes daha aldıktan sonra…
Gözleri damlalaşmak üzereydi…
Ardından içeri girdi…
Akşamüstü yağmurları bulunduğu kafenin camlarını ıslatıyordu…
Ne çok seviyordu ağlaşan yağmuru, ne çok benimsiyordu o duygusal yoğunluğu…
Takvimler hangi yapraklarını fışkırtıyordu geçen günlerine; hangi günün, hangi saatin, hangi saniyenin içindeydi?
Ne zaman, nasıl ve nerede?
Düşündü, düşündü, düşündü…
* * *
Kaç zamandır karışıktı kafası…
Çözümleyemediği çok şeyi vardı…
Başını pencereye doğru çevirince yağan yağmuru, karı (!), boranı (!) görüyordu; içeri çevirince ise sessiz bir cümbüşün yoğunlaştığını ayrımsıyordu…
Çünkü içeride “aşk” vardı, “kitap” vardı, “müzik” vardı…
Bir ara önündeki sanat dergisinin kapağına baktı, sayfalarını çevirdi…
Derginin sayfalarına dokundukça, sözcüklerin hisleriyle buluştukça, zarf tümleçlerini topladıkça cümlenin öğelerinden bir bir; keyfine diyecek olmuyordu…
* * *
Oysa o bir iktisatçıydı…
Viyana‘da Siyaset Bilimi ve İktisat okumuş, bu iki bölüm üzerine de yüksek lisans yapmıştı…
Marx‘ların, Engels‘ların, Keynes‘lerin sayfalar dolusu kelimeleriyle büyütmüştü düşüncelerini; Adam Smith‘lerden beslenerek gelmişti bugünlere…
Bir iktisatçı olmasının yanı sıra; “sanatçı” ruhu da, kişiliği de iktisatçılığına eşdeğerdeydi…
Peki, ne yapmalıydı?
Neyi hayal etmeli, neyi gerçekleştirmeliydi?
Düşünmeyi sürdürdü…
* * *
Kaç zamandır içinde büyüttüğü his, çelişkiler üretmeye başlamıştı ve onu mutsuzluğa sürüklüyordu…
İyi bir iktisatçı olabilirdi, ama yetmiyordu; yine de bir şeyler eksik kalıyor, tamamlanmayı bekliyordu…
Duygusallığını romantizmin doruklarında yaşatan birinin iktisatçı kimliği ile sanatçı kişiliği neden bir aradalığa dönüşmesindi?
İktisatçılığını, neden “bir sanatçı gibi tutkuya dönüştürürcesine” eyleme dökmüyordu?
Evet, bunu yapabilirdi!
Yapmalıydı da!
* * *
Bir hafta önce Profesör Türkel Minibaş, ölümünün birinci yılında anılmıştı…
Cumhuriyet Gazetesi’nden Türkel Minibaş’ın “Göz Ucuyla” köşesinin iyi bir takipçisiydi…
Her pazartesi Türkel Hoca’yı okur; onun hayata bakışını, yaşam felsefesini pek benimserdi…
Türkel Minibaş’ın Genel Başkan Yardımcılığını yaptığı Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği‘nde sürdürdüğü projeleri getirdi aklına…
Türkan Saylan‘ı düşündü…
Onların, mesleklerinin dışında birçok başarıya imza atışlarıyla kendinin bundan önceki Greenpeace üyeliği gibi üyelikler çerçevesinde gerçekleştirdikleri pek çok yönden benzemekteydi birbirine…
Hayata bir sanatçı gözlüğüyle bakmak”, “yaşananları bir sanatçı duyarlılığıyla yorumlamak” böyle bir şey olsa gerekti…
* * *
İktisatçılık” mıydı, yoksa “sanatçılık” mı?
Hayatı boyunca kendine soracağı bu soruyu cevaplaması gerekiyordu…
O an aklına birkaç gün önce okuduğu bir köşe yazısında Onat Kutlar‘ın bir yazısından alıntılanan cümleler geldi…
Köşe yazısı Zeynep Oral‘a aitti, köşe yazısına konu-k olan kişi, bir-iki hafta önce vefat eden sanatçı ve işadamı Şakir Eczacıbaşı‘ydı…
Onat Kutlar’ın cümleleri şunları söylüyordu:
(…)’Şakir Bey, siz kendinizi nasıl görüyorsunuz? Bir işadamı mı, bir sanatçı mı?‘ Bir kahkaha daha atıyor, İkisini de çok ciddiye alıyorum diyor. Ama sonra gene yılların bir başka çok yakın dostu Abidin Dino’nun bir esprisini anlatmadan edemiyor. Abidin onu bir gün Fransız heykelci hanımla tanıştırıyor. Hem bir sanatçı, hem bir işadamı olduğunu söylüyor. Kadın gülümsüyor: ‘Demek ki fotoğrafçılık hobiniz…‘ ‘Hayır‘ diye araya giriyor Abidin: Hobi olan işadamlığı
Zeynep Oral, yazısını şu sözcüklerle bitirmişti:
Abidin Dino doğru söylüyordu; Onat Kutlar doğruyu yazıyordu. Şakir Bey için sanat asıl işi, hobisi işadamlığıydı.
* * *
Evet, sonunda bulmuştu!
Yanıtlanmayı bekleyen sorunun cevabı bu olmalıydı!
Sanat onun asıl işi, hobisi iktisatçılığıydı”…
Nihayet rahatladı…
Az sonra evine gidecek, bu düşüncelerle uykuya dalacak ve yarın yepyeni bir güne uyanacaktı…
Masadan kalktı, hesabı ödedi, evine doğru yürümeye başladı…
Yağan yağmur şiddetini –hiç dinmeyecekmişçesine– artıyordu…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir