Püff…

image001

Püff…

Bir bedeli var diyordu, yaşıyorsan sevmek zorundasın hayatı. Sevmesen de yalandan güleceksin ki güçlü sanıp yaklaşmasın yanına. Sızacak bir çatlak bulsa daha mı iyi olurdu yalanıma? Uzaktan sevmek olur mu -bilmeden barış çubuğu uzatılır mı- yazık değil mi güvercinin gagasına, kuşandığı dalı verecek daha kıymetli başka birini bulamaz mıydın, seçme şansın kime tutsak, ne zaman açılır düğüm, haber verecekler mi bana iznim çıktığında görüşebilmem için yetkili ile… Bir parmak bal çalındı ya ağzına hemen şekerleme yaparsın kovanın altında, bundan daha da artıyor işbirlikçiler, bir gün fark edeceksin, tuttuğun bekleme nöbeti bir senin başına dert açacak. Her yeni başlangıç için diyeceğin kelime bir sonrakini aratacak: Bu bir işaret olmalı! Kendi işaretini kendi kaybeden usta bir uyuşuğa zamanın sonsuzluğunu nasıl anlatabilirim… İstediğin izi sür yine de kendi izini yaratmadıkça -köpek gibi- koklayacaksın çobanına yaranmak için vurduğu avı. Yeter ki bul diyordu, arıyorsan bir yerlerde o mutlaka vardır.

Durduğu yerde uzayan bir garip tutulma hali bu. Kimin kime kaç dakikalığına bu anı yaşatacağı meraklı gözler tarafından – bin yılda bir olur denilerek- gözlenmeyecek. Bir odak hali bu; istediğini alamazsın içine, istediğini alır o senden habersiz, sen ona ev sahipliği yaparsın sadece. Aklı gibi ayakları da ondan ayrı işleyen sabahsızlığının küfürbaz hali… Sadelikten hoşlanmayan yolun; kenarları var, kendini çizgilerle sınırlayan bir şekil; tanımlanma fakiri… Hep kavuşmalara ve ayrılıklara sahne olan belalı tepinmeler. Yer yarılsa da içine girse -o da çok ister bunu- ama kendine saklanacak bir yer bulamaz, içine kurşun işlememiş bir kösteklinin kalp sızısıdır bu;  dursa o da duracak. Güzel rastlantılara gebe tarihlerin defterlere atıldığı özel günlere… Kendinden vazgeçmek istemediğin için ya da sırf alışkın olmadığın için üzerinde durmadığın görünümlere…

Adasında kaybolan bir hayvan misali ancak sınırlarında kendinden eminsin. Dışarıya karşı savunmasız, yabani bakışlarının altındaki ürkekliğin bir tek burada belli oluyor. Sesi soluğu kesilmiş solgun ruh halin insanların arasında dolaşan. Bilirdi kimin zarar vereceğini kendisine, insanlığın dünyasından bihaber olması onun en beyaz yanıydı. Kirletilmeye de en yakın olan yanı tabi. İstediğim ne canını yakmaktı ne de canımın yanması… Ama ikisine de engel olamadım, seni birine emanet ettim canımdan oldum, kendimi birine emanet edemedim ondan oldum. Garip bir sahip olamama döngüsü; kaybetmek ancak sahip olduğunda düşündürücü, diğer türlü bilmediğin şeyi düşünmeyi neden akıl edesin ki zaten… Demek ki bildiğinden daha kısa yaşam, bildiğinden siyah ellerin, gözlerinin altı mor ve çukur, bildiğinden yürümek en büyük zevkin. Bitmeyecek şeyler dikkatini çekiyor, zayıflığın sonsuzluk gibi kelimelere… Hep bir gelişi var diye korkulmaz mevsimlerden beğenmediğin, zaman geçince değişir, güzelleşme şansı var, yaşayabilecek bir alan bulur nasılsa kendine, aynı öyle yaşama alanı açmaya çalıştığın başkalarına da dokunan uçları var. Sen düzeltirsin onların alanı bozulur.

İstemeden esiri olduğun bu masum gizil sırrın her damlasında kan var, uydusunda bir zehir, kuytusunda bir can var. Hileli bir yarışın içine atılan kendini hırpalasa da yarışı istediği gibi bitiremeyeceğini bilen bezginin düşündüren bakışları. Duymak istediklerini hiçbir zaman söylemez zaman, hep senden önde akar, akar ki sana yol açsın, kanına girmiş uyuşturucusunu enjekte etmiştir, etsin ki seni etkisi altına çalıştırsın.

Gün geliyor yeni bir yerinden başlıyorsun, bu nasıl bir güç! Eziyet ediyor bu güç bedenine. Karşılaşmalardan dem vururum hep. İyi kullanılamamış bir fırsattı zamanın bize bağışladığı. Hiçbir zaman cömert yüzünü göstermeden azar azar, ümit etmemiz, korkmamız için hep bir süre tanıyor. Yürütebilirsen yürütürsün, imkan bu, gerisi nerede? İlla koparıp atmam gerekmez değil mi değiştirmek için fikri, üzerinde oynama yapsam? Sahibine küsmüş bir emanetçi en nadide eserini, ihtişam tablosunu, dün yaptı. Sergileniyor duvarlarına çivi çakmaya kıyamadığım hücrelerinde. Serptiğim en son kum tanesi üstünü kapatabildi ancak, birikerek gerçek eşkaline ulaşmış, sevinmiş ama şaşırmış artık kendisine benzemeyen biri ile olamayacağının farkına vararak gömülmesinin mutluluğunu yaşıyor. Ölü toprağını sıyırmak için bile izin gerekiyormuş yüksek mevkilerden.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir