Ruhlarımız Ağlıyor Artık

Gözlerde yaş kalmayınca ve dökülmeyince artık toprağa; ruhlarımız başlar oldu ağlamaya…
Kim için, ne için bilmeksizin!
Sadece ağlar oldu…
Sonra sustu, sonra tekrar başladı…
Hıçkırıkların, iç çekişlerin, heyheylenişlerin gümbürtüsünde buluşur oldu hislerimiz…
Tek yaptığı “ağlamak”tı, tek yaptığı gözyaşı gözyaşı çoğalmaktı…
* * *
Ne için ağladı, kim için gözyaşı döktü?
Sevgi için mi, ihanet için mi, terk edi(li)ş için mi?
Aldatan için mi, aldatılan için mi?
Kaldırım taşlarından yontulmuş yalnızlık kraliçeleri için mi?
Tanrı için mi, tutkular için mi, yabancıl birliktelikler için mi?
Belki hepsi için, belki hiçbiri için!
* * *
Sonuçta ağlayan, ruhlarımız olurdu hep…
Ruhlar ağlamaya başladığında ise tüm evren susardı…
Bilinçaltımızın alevlenişiyle birlikte her birimiz, “Kararmış Ruhlar Korosu”nda şarkı söylerken bulurduk kendimizi…
Hangi ezgiye eşlik edeceğimizi bilmeden, o anki duygularımızın bizi nereye sürükleyeceğini önemsemeden…
İranlı şair Sadi Şirazi‘nin dizeleriyle oynaşırdık öylece, o dizelerle oynaşarak yüzleşirdik kendimizle:
İki şey karartır ruhumuzu
Birincisi susacakken konuşmak
İkincisi konuşacakken susmak

* * *
Ruhumuzu karartan o iki şeyden vazgeçmeyi öğrendiğimizde –Susacakken susup konuşacakken konuşmayı öğrendiğimizde yani!-, belki de hiç gerek kalmayacaktı o koroda şarkı söylemeye…
Hiç gerek kalmayacaktı alkışlanmaya, onurlandırılmaya ve çiçekler sunulmaya…
Kendi müziğimizi kendimiz yapacak, hiçbir enstrümanın notalarına da bağlı kalmayacaktık…
En sonunda kendimizi, “kimse bizi dinlemiyormuş gibi şarkı söylerken” bulacaktık…
Yine derinden ve yine soluksuzca!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir