SAHİPSİZ ALAN

SAHİPSİZ ALAN

Küllerinde bulduğum can çekişen ufaklık, söyle görüp de düzeltemediğin ne vardı yeryüzünde, düşünüp de göremediğin ne oldu, neden kırpılmış yüreğin sonsuz kayalıklarda? BİR TEK BEN TANIRDIM SENİ, BİR TEK SENİ GÖREN BENDİM. Selam getirdim en sevdiğinden binbir saklı duyguların eksik kalan yanlarına, yasak sevdaların tozlu sayfalara inat kabarmış, o kadar harcandı ki zaman sevdiremediler kendilerini, ucuza kapattılar acıları, uğurladılar sisler arasından kayan yıldızları, sustun, sustukça düğümlendin boğazımda, giden illa bir şey söylemek zorunda değil, sen söylemedikçe daha da ekleniyor üst üste biniyor yalnızlıklar…

Nerelerde biriktirdiğin kağıt dallar, diktiğin güller, derilmiş sıralanmış bahçelere kırmızı halılar yürümen için usulca, önüme serilen onca tomar geri getirecekse seni alsam mı diye düşü düşündürdüm. HUZURSUZLUĞUMUN NEDENİ BELLİ, SENİN KAFESİNDEKİ ALAN DA… İçimdeki huzursuzluk boşluktan, fazlası var eksiği yok uzamaların, duruyor zaman bir yerde, o yerde, ya da bir yerinden kopup oraya bağlanıyor, hissediyorum. Bitirdin sanıp da peşinden gelenler için unuttum dediğin hayalperest yanın, almak istediğini alan diğerlerini bırakan rahat bir insan değil ki…

Görünmeyen karanlıkta bir mavi dünya, hep böyle mi olur, içine almaya korkar mısın gerçek insanı? Ne kadar yakınlaşırsa o kadar mı korkarsın ondan, ondan mı onu kaybetmekten mi bilemezsin. Kaç şehir uzağımdasın, kaç nehir geçer üstümüzden ve ne ister yüreğin kalın bir toprak parçası mı, biraz su mu? Mutluluğunun rengi ne? Sen ve benden başka herkes burada, bu koca, yarısı kopan karınca bile daha ölmedi. Kışın hüznü belki de uzun bir kar tabakasını kaldıramayacak kadar ağırlaştı gözlerin, her yer beyaz, her yer hüzün, yoksa hüznün rengi mi beyaz? Kaldırıyorlar üstümden onca acının içinden çekiliyor bedenimin yaşamı, kıskanacaklar senle büyüttüğüm resmi, o kadar hafif ki yalnızlıklar, zararı başkasına ödetecek gücü bulana hayat, kendinle hesaplaşana sadece izini bilmediği düşler… NİYE ÇEKİP GİTTİN EN GÜZEL GÜNDE. Katışmak için mi çağırılır insanlar, yarışmak için mi, zaman uzaksa senden daha ne isterim ki akrepten, geçmeyen, bitmeyen bir gündesin yine, o kadar artıyor ki pişmanlığın, başucunda korku hapların, içimdeki büyün azaldıkça dolan hüzün yaprakları, ne zaman düşüncemden beraat edeceğim, büyüteceğim şey değil yalnızlık. Hesap sormaktan, bir şeyler beklemekten sıkılan meraklı bir evlat yetiştirdi yürek. Aynı cevapları alsa da sormaya devam eden misafirlerini yer olmadığı için geçiştiren, yüreğini süresiz kamplara bölen dikenli bahçe sahibi, güllerini ne zaman öptüreceksin?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir