Şarkılar ve Kadınlar

Onları ilk, Işıl Özgentürk‘ün “Aldatılmış ve Terk Edilmiş Kadınlar Korosu”nda okumuştum…
Şarkılar söylüyorlar, şiirler okuyorlar, aşklarından konuşuyorlardı…
Yalnızlığın tanrıçalarıydılar…
Akşamları bir barda buluşuyorlar, kırmızı şarap sarhoşluğunda geleceğe bakmaya çalışıyorlar, eh biraz da hüzünleniyorlardı…
Ve şöyle başlıyordu anlatıları:
Birinin kara, uzun, ipek gibi saçları vardı… Öbürü kumraldı, kıvırcık saçlı ve ela gözlüydü… Üçüncüsü de kumraldı; düz, bir boy kesilmiş saç omzundaydı… Sonuncusunun saçlarıysa çok kıvırcıktı, çok uzundu ve gövdesi topluydu…
O sessiz barın bir köşesinde işlerden, aşklardan ve politikadan söz ediyorlardı… Onlar Türkiye Cumhuriyeti’nin müstesna kadınlarıydılar… Biri film çevirirdi, öteki ünlü bir gazeteciydi, biri yazardı, öbürü bir sanat kurumunun başındaydı… Ve hepsi mesleklerine yakışıyorlardı… Ünlüydüler, resimleri kadın dergilerinde yayımlanırdı, sık sık televizyon programlarına çağırılırlardı ve onlar akıl verirdiler… Hemen her konuda… Çünkü öyle istenirdi…
Söz, işlerinden ve politikadan sonra gelip aşka dayanmıştı… Barın bir köşesinde konuşuyorlardı… Dördü de aşk kırgınıydı ve en çok kendileri gülüyorlardı buna…

* * *
Sonra Hikmet Çetinkaya‘nın yazılarında bulmuştum onları…
Gözleri Poyraz”dı kimilerinin, kimileri “Aşık Kadınlar Sokağı”nda gülüşürlerdi, kimileri ise yağmur altında ıslanmayı tercih ederdi…
Ve şöyle devam ederdi başka anlatıları:
Gökyüzünün gölgesinde oturuyorlardı… Hüzün gitmiş, yerini sevinç almıştı… Olympos’un eteklerinde, bir eylül sabahı uyandıklarında onlar uzak ve solgun çocukluk günlerini anımsayıp, umutla beslenen bir sese koşmaya hazırlanıyorlardı… Erkek, elinden tuttu kadının…
Dedi ki:
‘Gözlerin gülümsüyor yine!’
Her sabah yaşlı güneşle uyanan iki sevgili el ele tutuşup suyla hesaplaştılar, rüzgara yüzlerini sürdüler…
Bir gece önce ay denize vururken oynadıkları oyun, tenha iskelede gök tanrısı Zeus’u bile kıskandırmıştı… Peki, aşk neydi onlar için?

* * *
AŞK NEYDİ ONLAR İÇİN?
Onlar” dediği kadınla erkekti…
Peki ya, olmadığında erkek kadının yanında; o zaman “AŞK”, o koroda şarkı söylemek miydi?
O sessiz barda buluşup kadeh tokuşturmak, şiir okumak, sarhoş olmak mıydı?
AŞK” yitirir miydi anlamını “Aldatılmışlar ve Terk Edilmişler”in notalarında?
Ya da “AŞK” kadınla erkeğin bir gece önce ay denize vururken oynadıkları ve gök tanrısı Zeus‘u bile kıskandıran o oyundaki alt üst oluşlar, tükenişler, ama bitmeyişler miydi?
Bence her ikisiydi de…
Her ikisi de “AŞK”tı…
Çünkü her ikisinde de “tutku” vardı, her ikisinde de “özveri” ve “masumiyet” vardı, her ikisinde de “kendine saygı” vardı…
Eğer “AŞK” olmasaydı ya da yaşanmasaydı, ne o korodaki kadınlar kendilerini kaybetmişçesine şarkılarını söyleyebilir ve akıtabilirlerdi gözyaşlarını; ne de gözleri gülümseyen kadın, erkekle el ele tutuşup suyla hesaplaşır ve rüzgara sürerlerdi yüzlerini…
* * *
Aldatılmış ve Terk Edilmiş Kadınlar Korosu”nda şarkılarını söyleyen kadınlardan çok tombul, siyah saçları çok kıvırcık olanı şöyle sonlandırıyordu ezgilerini:
Sevgili Bayanlar!
Kabul edin tedavülden kalktığınızı artık… Tabiatın bir adaletsizliği bu… Bizim yaşımızdaki erkekler, olgun ve çekici tanımlanıyorlar ve hepsi küçük kızların peşinde, küçük kızlar da onların… Çünkü ne kadar inkar edersek edelim, kadın kısmı gücü ve iktidarı sever… Bizse teyze olduk en kibarından, sizin anlayacağınız tedavülden kalktık! Hadi kutlayalım bunu! Beyaz şaraplar içelim, kırmızı şaraplar içelim, muzlu pastalar yiyelim, çilekli pastalar yiyelim! Tedavülden kalkmanın en iyi tarafı bu: Canının istediğini, istediğin kadar yiyebilmek… Nasıl olsa kapınızı aşındırmıyor aşıklar!
Hadi yiyelim!
Hadi içelim!
Ve haykıralım bütün dünyaya:
EY DÜNYANIN BÜTÜN ALDATILMIŞLARI VE TERK EDİLMİŞLERİ, BİRLEŞİN!

Evet!
Birleşsin, birleşsinler!
Dünyanın bütün aldatılmışları ve terk edilmişleri” de, “ay denize vururken oyun oynayan o aşıklar” da!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir