Sen

Kitaplara bakınıyorsun yine bir şeyler anlayabilmek için ama hiçbir şey anlayamıyorsun.
Asla okuma-yazma öğrenmemiştin ve hiç tatmamıştın bir kitap okurken kelimeler içinde
kaybolmayı ve sonsuzluğun içinde dolaşmayı.
Resimlerle bir şeyler anlamaya çalışıp kendi kafanda hikayeler uyduruyorsun ve bu
hikayeleri her zamanki gibi kendi yaşamın üzerine kuruyorsun.
Hayalini ettiğin kitaplığına bir kez olsun sahip olamamıştın ve bir kez bile
düşlediğin gibi sabahları erken kalkıp sabahın yoğun telaşı içinde, mutluluk veren
bir heyecanla okul yolunu yürüyememiştin.

* * *

Baban, kanundan kaçan bir adam ve mesleği ise avarelik.
Bir kez olsun okşamadı saçlarını ve kızım deyip sarmadı seni kollarına, kokunu
çekmedi içine  hiçbir zaman.
Sevgisi dışında her şeyi öğretmişti sana; kendini korumayı, seçmeyi, ayırmayı ve
bıçağı fırlatmayı.
Krallığını kurmuştu baban ve sen de bu krallığı bir parçasıydın.
Sarhoşluğu seni rahatsız etmemeye başlamıştı artık ve bu duruma alışmıştın.
Artık her şey normalmiş gibi geliyordu sana ve hiçbir şey seni başka bir yöne
çekmiyordu.
Sert bir görünümü vardı babanın ve yeni bir tabak yemek için her seslenişinde sesi
titriyordu.

* * *

Pencereden her dışarı bakışında bir sonbahar hüznü kaplardı içini ve okuldan dönen
her çocuk sahiplenemediğin duyguları anımsatırdı sana.
Acaba okumak, arkadaş edinmek, ders çalışmak, sokaklarda ya da başka bir yerlerde
bir şeyler tartışmak nasıl bir şeydi?
Düşündükçe içinde bir yerlerde durmadan sızlayan bir acı hissediyorsun ve bu acı
seni an be an yaralayıp duruyor.
Düşünceler içinde kaybolup gidiyorsun ve birden bir ses duyup içinde bulunduğun
durumdan aniden çıkıyorsun.
Annenin seslendiğini duyuyorsun ve pencerenin önünden kalkıp hemen annenin yanına
gidiyorsun.

* * *

Annen yatalak bir hasta ve onun her şeyinden sadece sen sorumlusun.
Yıllardır bu dört duvar arasında ve sırtında yaralar oluşmuş durumda.
Bunu her gördüğünde kendini zor tutuyorsun ağlamamak için ve yüreğin adeta
paramparça olmuş bir biçimde içten içe her gün biraz daha eriyip gidiyorsun.
Kaldığı oda çok küçük ve penceresi dahi yok, ortalık çok kötü kokuyor ve üzerinde
yatmış olduğu çarşaf yıllardır değiştirilmiyor.
Annenle her konuşmanda ona dışarıyı anlatmanı istiyor senden ve sen de için
burkularak ona gördüklerini anlatıyorsun geleceğe dair onun üzerine planlar yaparak.
Anneni dışarı çıkarmak, gezdirmek istiyorsun ama bunu bir türlü yapamıyorsun. Çünkü
bunu yapabilmek için annenin bir tekerlekli sandalyesi hiç olmadıki.

* * *

Kız kardeşin çok küçük ve henüz hiçbir şeyin farkında bile değil.
Bazen, keşke bende onun gibi küçük bir çocuk olsaydım diye düşler kuruyorsun onun
hiçbir şeyi umursamadığını ve mutlu bir şekilde oyunlar oynadığını her gördüğünde.
Bazen de, içini bir endişe sarmalıyor acaba o da benim yaşadıklarımı ya da
yaşayamadıklarımı yaşayacak mı diye.
İşte, yine tozun toprağın içinde kaybolmuş ve kendi kendine oyunlar oynamakta.
Tam da adımını atıp onu içeri çağıracakken geri adım atıyorsun ve bu anın tadını
çıkarmasına engel olmamak için susuyorsun.
Oturup sadece gülen gözlerindeki mutluluğu izliyorsun ve onun sevinçlerine ortak
olup düşler alemine dalıyorsun.

* * *

Yine pencerenin önündesin ve biraz sonra okul zili çalacak, şu an bomboş olan bu
sokaklar okuldan dönen çocukların sesleriyle dolacak.
Ve sen, yine çok uzaklara gidip yine bir yerlerde kaybolacaksın.
Ve yine gerçeklere dönüp içinde kaybolmuş olduğun düşlerin belki de
gerçekleşmeyeceği gerçeği ile yine karşılaşacaksın.
Seni bu gerçeklere karşı güçlü kılan ise her zamanki gibi memnuniyetinin sınır
tanımayışı olacak.
Hayat senin için ne kadar zor olsa da sen her şeye göğüs gerebilecek güce ve bu güce
sahip olabilecek okyanus gibi bir kalbe sahipsin.
Gizemli ve bir o kadar da karanlık.

moerath thas

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir