Sesini Tanımadım

Bir gemi geçse tenimden ve gözlerinde mavi olmayan bir kente götürse. Issız bir ada gibi gelse tüm kent, yol yordam bilmesek…

‘İçlerinden geldiği gibi ama içimizden biri gibi değil.’ deseler, bağlı olmasak. Katlanmasak hiçbir yalana ve boyun eğmesek hiçbir otoriteye. İşaretlerle anlaşsak.

Yarını düşünmeden uyusak ve uyandığımızda deniz-kum bize günaydın dese. Işığımız olmasa günlerce mehtabı beklesek.

İlla ki kaybolmamız gerekmez sadece su sesini dinlesek bundan daha kötü olamazdı halimiz.

Galiba kusacak kadar çok yemek yemedim, her sözcük beynimden önce dudaklarımı ıslatıyor, ayna yok, güzel olduğunu sadece görenler söylüyor ve kimse yok. Veda ederken güneşe ceketini de bırakmasını söyleyeceğim. İnzivada kalmak tekleşmek, kendi sesinin yankısı ile yaşamak görünmezlik. Senin için köprüler inşa etme zamanı geldi.

Kadınlar gibi kafalarında biçimlendirip yaşamak gerek dünyayı, ancak ilişkileri zihinde sınırlamak aldatacak dünyayı.

Gerçek bağımlılık kişisel sınırların da üzerinde, dünya dönmüyorsa kalbin de dönmüyordur. Senin beklediğin gibi seni de bekliyor birisi, sevgi seni bulacak hem de ölmeden ne büyük lütuf!

Yakalamak istiyor da neyi kovalayacağını bilmiyorsan koşma, tuhaflıklar bu noktadan sonra başlıyor çünkü. Herkes sana tanıdık geliyor. İsimler karışıyor, yüzler tanıdıklaşıyor. Zamanına değecek bir adam arıyorsun. O kelime oyunlarında kayboluyor. Sahnelenmeyecek belki de hayatın, beğendiğin film karalerinin hiç birinde yer alamayacaksın…

Zamanı yok ki siluetinin, sınırlandırdıkça iyice küçülen zamanı kimse takmıyor artık, akşam sabahtan bıktı, kovalamıyor. Seni indirgeyecek bir zaman dilimim yok. Atölyeme ne zaman bir beyaz gelse kirim artıyor. Yalnız dediğin şu kadar tondan daha ağır olamaz; tabuta geri dönüş. Aynı, anılarla sıkıntı yaratmaya başladıklarında uğraştığın gibi uğraş işte bunlarla…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir