Simit dünyaya öfkeler…

Sabahı akşamı yok yaşamanın kardeşim, ölmenin de… Bir telefon kadar uzak ya da beyninden geçen düşünceler kadar yakındır en muhtemel haberler. Bazen ihtimal vermezsin bazense ihtimal dâhilindedir olmaz. Olanla ölene çare çok diye boşuna dememişler. Sen duyduğunla kalırsın, o öldüğüyle kalır. Gün geçmiyor ki yeni bir haber duymayalım, şimdilerde yurdun her köşesine sinen bu hastalığın adına dikkatsizlik, uyuşturucu, borç, cinnet, trafik kazası demiyorlar da ecel diyorlar. Diyenlere de hak vermek lazım: Karanlığı açıklayamadığımız yerde bırakırız, çekiniriz, aydınlığı gördüğümüzde de eriniriz, yine çekiniriz. Açıklamak için yeniden bir üretim sürecine girmek, bilgilendirmek gücümüze gider. Kolayı varken işin gücü seçmek de pek akıllıca değildir. Pratik olmak istiyorsan kabullenmeyi öğreneceksin ancak kendi kılıfını bulup sıyrılarak. Yoksa sen de o hengâmenin içerisinde savrulur durursun. Ne de olsa ilgi göstermekte de kaçmakta da -İkisinde de- gizli hırslarımız vardır. Güzel bir oluşumda pay sahibi olmak isteyenler, ceza günü geldiğinde ortadan kaybolabilirler. Bazen sevdiğimiz bir insanı kaybederiz, türlü bahaneler ararız ‘aslında ölmemiştir’ diye. Sonra acı gerçekle karşılaştığımızda bizim için orada artık o değil gerçekler ölmeye başlar. Gizli bir büyüsü var bu işin, sırrına erişilmesi mümkün olmayan, ne dua etmeye ne lanet etmeye benzeyen, yaydan çıkmış bir ok, damardan sızan bir zehir gibi telafisi mümkün olmayan ve tek kullanımlık bir diş fırçası gibidir hayat, dönüşsüz…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir