SIR SENİN İÇİNDE

Sonbahar, her bir yeri esareti altına almıştı o gün. Yerlerde uçuşup duruyordu sararan yapraklar, yağmur çiselerken, o, nehrin kıyısındaki parkta bir başına düşüncelerinin arasında kaybolan bir benlikle yarı ıslanmış olan bankta oturuyordu. Hava soğuktu ve çisleleyen yağmur bu soğukluğun az da olsa dinmesine herhangi bir etki etmemişti. Ceketinin altından gazete kağıtlarına sarılmış olan bir şişe şarabı çıkardı ve şişeyi ellerinin titremesi arasında kafasına dikti. Gözleri yarı sarhoş bir hali andıran çehreye dış dünyanın her türlü halini ıslak ve bulanık bir pencerede bir film sahnesi gibi gösteriyordu. Coğrafyasında kaybolmaya yüz tuttuğu bu şehirde geçirdiği o acı dolu günler sahnelenmeye başladı bilinçaltında ve bir türlü ulaşamadığı hayaller sıralandı durdu nemli gözlerinde. Her türlü kahrını çekmişti bu şehrin fakat bir türlü kendisini mutlu etmenin yolunu bulamamıştı. Düşüncelerinin tam kıyısındaydı, düşlerinden aşağısına bakmaya cesareti yoktu ve hava çok soğuktu, (d)üşüyordu.

Her defasında içine saplanıp kalmış olduğu bu bataklıktan çıkmanın yollarını arıyordu fakat her defasında içinde kaybolmuş olduğu bu şehre küfürler savurup duygularının esiri oluyordu. Her türlü olumsuz düşüncenin peşine takılıp sahip olduğu sorunları türetmeye bıkmadan usanmadan devam ediyordu. Ta ki yerde bulmuş olduğu parşömen kağıdında yazılanları okuyana kadar:

Sır senin içinde saklı
Başka yerde arama boşuna
Herkes birbirinden farklı
Düşünceler yön verirken hayata

Sırra sahip ol…
Sır senin içinde…

Kaçma kendinden, saklama artık benliğini
Kaç kuytu köşe kaldı ki seni (s)aklayacak?
Yık duvarları, sıfırla aşılmaz engelleri
Kendini tanımla
Bırak gitsin sorunlar
Cevaplarda aralansın tüm kapılar
Evren korurken bedenini
Dinle sadece kalbinin sesini
Bir el ver, tut ellerimi uzaklardan
Evrene yayılan frekansımda buluşsun düşüncelerimiz
Enerjiyle dolup taşsın tüm bedenimiz…

O andan itibaren mantığı devreye girdi ve kendisine gönderilmiş olan bu ipucu için Tanrı’ya şükretmeye başladı. Evren ile arasında düşünceleri aracılığıyla bir bağ oluşturdu. Enerjisine hükmetmeye ve sahip olduğu tüm gücüyle tasavvur etmeye başladı:

Sıcak bir yaz günüydü. Sessizliğin kıyılarında, sakinliğin vermiş olduğu dinginlikle suyun nasıl da kusursuzca akıp gittiğini izliyordu tüm ağırlığını üzerine vermiş olduğu toprak zeminde sırtını koca çınar ağacına dayayarak. Şehir kalabalığının uzağında, gürültüden yoksun, herhangi bir kirliliğin olmadığı bir yerde doğayla başbaşa kalışının keyfini çıkarıyordu. Elinde boş bir kağıt ve bir kalem ile mutluluğun resmini çizip sevincini kelimelere döküyordu. Kuş seslerinin oluşturmuş olduğu melodiye eşlik ediyor, rüzgar fısıltısının arasında kaybolup gidiyordu…

Düşüncelerindeki değişikliğin hayatına yön verişi arasındaki bağlantıyı kurduğu an yaşamanın kendisine altın bir tepside sunulmuş olan en büyük armağan olduğunu anladı. Mutluluğun sırrını hiçbir ipucuya gerek kalmaksızın kendi içinde aramaya başladı. Ve evren ile düşüncelerinin buluştuğu noktada sürekli olarak arınmaya çalıştı.

Buldum kendimi
Kaçarken şehrin yanmış sokaklarından
Arınırken ruhum yan(ı)lışlardan
Kabul ettim tüm gerçekliği
Buldum benliğimi
Kurtulurken bedenim çırpınışlardan…

 

moerath thas

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir