Sırtlanlar ve Sırtları

2013 yazı zor geçti. Sonbaharı ve kışı da öyle. Üniversite bitince memlekete dönmüştüm. Etrafımda pek kimse kalmamıştı. İşsizdim. Hayatımın geri kalanında ne yapacağım konusunda ciddi belirsizlikler vardı. Hayatının bir döneminde herkese böyle olabilir diyerek durumu normalleştirmeye çalışsam da etrafımda vuku bulan olaylar buna izin vermiyordu. Yaşantımdaki bu belirsizlik çevremdekilerin merakını cezbediyordu. Zira ben boşa geçen beş yıldım. Üniversiteye gitmedim ama gitmeye de gerek yokmuş tesellisiydim.

Gitmek istiyor, gidemiyordum. Bir şehirden gidememek. Çok kişi öldü o yaz. Çok ta düğün oldu. Sürekli sala sesi ve davul sesi duydum. Makul olmayan durumum diğer dert sahiplerini çekiyordu. Çok geçmeden derdi olan beni bulmaya başladı, sık sık içiyorduk. Bu muhabbetlerden uzak durmak istesem de gideceğim çok yer yoktu ve beni bulmak için evime uğramaları yeterliydi. Zaten isşizdim bir de sık içmem imajıma az çok kestirebildiğim zararlar veriyordu. Yaptığım şey toplumsal bir infiale dönüşmeyecekti mutlaka ama işsizken normalde önemsemeyeceğiniz şeyleri önemseme eğiliminde oluyorsunuz.

Üstelik işsizken çok seçme hakkınız yoktu. Sadece iyi şaraplar içtiğimle ilgili mit yıkılalı iki ay olmuştu. Şarap içerken de edebiyat konuşulmuyordu. “Ne olacak bizim halimiz?” temalı seviyesiz ve biteviye sohbetlerdi. Metin, bu sohbetlerin yıldızıydı. Benzer dertleri olan insanların birbirlerini bulmalarını, bir nebze birbirlerine yakın olmalarını anlarım. Ama Metin farklıydı. Aramızdaki tek ortak nokta ikimizin de o an işsiz olmasıydı ama o beni kader ortağı olarak görüyordu. Üniversitelerin bir işe yaramadığının en büyük delili Steve Jobs ve bendim onun için. Ne olacak bizim halimiz temalı konuşmaları artık her ortama taşmıştı. Ortak bir arkadaşımız bize yeni kız arkadaşıyla gittiği mekanı gösterirken Metin araya girip “Adam yine yakışıklı Serdar. Bizim neyimiz var?” demişti. Bazen de konuştuğum kızlara zor zamanlardan geçtiğimden bahsediyormuş. Bir keresinde “Bizi bu boyla polisliğe almazlar.” demişti; benim boyumun alt sınırdan on beş santim fazla olmasının bir önemi yokmuş gibi. Neden beni de ortak ediyordu tüm yenilgilerine? Gerçekten bir ortak noktamız yoktu. Sohbetlerde, kah “Bizim neyimiz var?” diye sorarak mal varlığımızı sorguluyor kah hep iyi niyetimizden kaybettiğimizden şikayet ediyordu.

Hepimiz içten içe mahvolmayı isteriz, sanki o benim için istiyordu bunu. Üstelik beni vizyonsuzlukla suçluyordu. Herhangi bir konuda söylediklerine itiraz ettiğimde konu saçma sapan bir şekilde benim vizyonsuzluğuma geliyordu. Konu edebiyat, felsefe, teknoloji, spor her ne olursa, benim vizyonsuzluğuma bağlanıyordu. Vizyonsuzsun deyip kısa bir süreliğine bana bakıyordu. Sanırım bu: “İşte bu yüzden atamıyorlar seni.” bakışıydı. Hangi akıllı telefon daha iyidir tartışmasının benim vizyonsuzluğuma bağlanması artık normaldi. Melun hayvanlar olan sırtlanların görüldüğü yerde beline uzaktan uzun sırıkla vurulması gerektiği düşüncesine! karşı çıktığımda konu benim vizyonsuzluğuma bağlanınca bu tartışmalara girmeyi bıraktım.

Bazen dünya sizin için dönmeyi unutur. Herkese olur. Sözleştiğim biri var bu zamanlar için. Gizli bir antlaşma bu. Birimizden biri kötü durumdaysa, hayata karşı kendini yenilmiş hissediyorsa diğeri terk etmez onu. Beni güçsüz hissettiğim zamanlarda bırakma. Bırakma ki bir şeyleri yoluna koymak isteyeyim dedim. Tamam dedi. Ne kadar kaybetmiş hissedersem edeyim hep hayatımda olur. En çok en kötü zamanlarda konuşuruz bu yüzden. Ona aşık mıyım bilmiyorum. O kadar uzun zaman oldu ki unuttum bunu. Sanırım bazen ben ona aşığım bazen o bana. Tanrıyla tek taraflı bir antlaşma yaptım. Cevabından haberim yok. Kendimi hayata karşı zayıf hissettiğim zamanlarda ölmek istemem. Mutsuzken ölmeyeceğime dair güçlü bir inanç taşıyorum bu yüzden. Tanrım, mutsuzken öldürme beni.

Şimdilerde hiç yazmıyor bana. Her şey yolunda mı dedi. Yolunda dedim. Yalan söylemeyiz birbirimize. Biraz zaman geçince “İlkokuldayken çok beğenip bir çanta alırsın da içindeki gazeteleri çıkarınca hiçbir şeye benzemez de pişman olursun ya. Öyle yolunda.” diye mesaj yazdım. Cevap vermedi. Ben hep iyiyimdir dedi yazın bana. O yaz çok kişi öldü. Onun babası öldü, benim kedim öldü. O okulu bıraktı, ben okulu uzattım. Onun başına ne geldiyse ben daha hafif atlattım. Vizyon yoktu bende. İyi içtiğim bir gece Metin’i bulmak için dışarı çıktım. Yolda onla karşılaştım, aklıma bir şey gelmedi. “Sırtlanların suçu yok, onların doğası öyle.” dedim. “Biliyorum.” dedi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir