(s)onlar

 

İstese de kendi sonunu kendi hazırlayamaz kadın, ne ölmeyi ne parayı ne de yalnızlığı istemektedir aslında. Onun istediği…

…Kadının ıslak saçları güzel yüzünü kapatıyor… Kaçıncı dairede kurtulmuş sıkıntısından? Hiç düşünmeden nasıl atlayabilmiş onca kattan? Kan damlıyor burnundan yere, dayanamamış demek ki gidenlere… Çok acı biriktirdiği belli, o kadar çok kanıyor ki yüreği… Başına toplananlar, ambulanstan inenler, sesler birbirine karışmış, o hangisini duydu bilmiyorum. En son aklından neler geçiyordu bunu da bilen kimse yok…

Ertesi gün gazetede çıkan yazıda o olayı tekrar görüyorum, öylesine bir haber gibi geliyor başta, o kadar alışmışız ki ‘ah vah’ diyerek sayfaları çevirmeye, tanıdık geldikçe kelimeler, anlamını yitiriyordu cümleler.

Eski devirlerde olsa küçük bir çevrede yaşayan bu kadının intihar etmesi kim bilir nasıl karşılanırdı, din açısından günahı günlerce tartışılır, belki de tartışılmadan lanetlenirdi… Şimdilerde yine kızılıyor, ‘Allahın verdiği canı Allah alır’ diyenlerin sayısı çoğunlukta, kimileri de bir anlık akıl bulantısı yaşadığından söz etmekte… Ardında bir çocuk bıraktığı için de daha fazla üzülüyor insan, onun da haberi olmuştur belki bugün.

Nedeni kimi aldatılmaya bağlıyor, kimi hayatın ona sunduğu bir şeydi, onun kaderiydi diyor. Tartışmalar devam ediyormuş demek ki, kadın üzerinden olmasa da intihar üzerinden hukukçular, din âlimleri, başından daha önce böyle olay geçen yakınlar bir araya geliyor, kadına karşı olmasa da intihara karşı bir tutum sergileniyor, tabi ki kimse kimsenin ölmesini istememeli hatta kişi kendi ölümünü istememeli ancak kişiyi bu duruma getiren nedenlerin üstünün örtülmesi ne kadar yararlı olabiliyor?

Ekranda kişiyi dışlayan çevresi, ruhsal sıkıntıları, davranış bozuklukları, borçları vb. genel nedenler bir bir sıralanıyor, sen düşünmeye başlıyorsun, o zamana kadar susan o ağızlardan biriydi belki bu kadın diye, savaşmaktan yorgun düşmüştü artık… En azından sıkıntısını dinleyerek ona yardımcı olmaya çalışan insanı üzdü diyebilirim, elinden bir şey gelmediği için, geç kaldıkları için, yakınları kahroldu hatta… Yine de bilinmiyordu gerçek, gerçek kadınla birlikte betonda duruyordu. İki hafta kadar önce yaptığımız konuşmayı hatırlıyorum da ben de değişik bir izlenim bırakmıştı…

Aklıma geçmişten gelen bir anı gibi düştü.

Kimsesiz olsa da herkes, herkesin içinde kimsesiz olmak nedir biliyordu.

Nicedir buluşmayı bekleyen gönlü kaygılı da olsa bekliyordu.

Neden diye sorduğumda ‘ruhu kirli bir zeminde ölmemek için’ diyordu.

Nedir bu çıkmazdaki hali?

Çıkan sokakların tozunda yaşadığını unutarak söylüyordu bunları.

Mecburen katlandığı zamanlar da olmasa keyfine diyecek yoktu.

Önceleri ruhu olması yeter dediğini hatırlıyorum.

Şimdilerde temiz/kirli ayrımını yaptığına göre şehir toza dumana bulanmış olmalı…

Yaşadığın yeri merak ediyorum, düşüncelerini etkileyen her şeyi bilmek istiyorum, yine de sana bundan daha yakın olamayacağımı biliyorum. Bir yardım eli idim belki…

Geçmişle yeniden tanışıyordu, geleceği konuştuğumuz masada bize iki fincan kahve eşlik ediyordu.

Başındaki ipek tülden, evinin beyaz boyasından, duvarlarının mavisinden, denizin duvar örmesinden bahsetmişti biraz…

Küçük bir teknede yosun diye sesleniyordu kızına, ne zaman öğrenmişti akşam olunca gaz lambasında oturmayı…

Radyoda hafif müzik, balıktan hafif olmayan ezgilerle…

Kocaman bir yanılgı değil de neydi bu?

Aşk ve gurur arasında kaldığında anladığın, hayata darılıp gücendiğin.

Gidenin çoğu zaman haberi yoktu ya kalandan, onun da öyle oldu.

Hangi güneş altında karardı düşler, hangi sonbaharda ıslandı, fark edemedik, sonu kış…

Yüzünü göstermeye başlayınca beşinci mevsim, adı ayrılık belki de ölüm.

Ayrılıktan sonra başlangıçları karşılar bahar, böyle devam eder sessiz döngü. Ve bir gün haber, tartışmaya bir konu olursun.

Belki hala mevsim gibidir kadının yüzü, bir gülüyor bir ağlıyordur geçip giden zamanda… Ayrılmamıştır kulübesinden, eski günlerini yâd ederek alışkanlıklarını sürdürmektedir, azıcık aşım kaygısız başım diyerek yakmıştır lambasını, televizyonu bile olmamıştır, aklı hala yosun kokusundadır.

Belki de yeni bir adamın peşinden gitmiştir, sadelikten arınarak başka bir gökyüzü aramıştır, her gün daha da parlayan güneş gözünü kamaştırmıştır, turnayı gözünden vurmuş diye çıldırmıştır akrabaları, kıskanç arkadaşlar edinmiştir. Çok fazla sohbet edememiştik… Son anlarına tanıklık edemedim.

Sessiz gitmez karşıya çarpıp döner çığlıklar,

Unuttuğunu sanırsın, her köşe başında yalnızlıklar…

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir