(S)ONSUZLUĞUN İÇİNDE KAYBOLUŞ

Üzerine çektiği karanlığın izleriyle birlikte inşa etmeye başladı, küçük kulübesini içinde barındıran gizemli şehrini. Yapraklarını dökmüş olan yaşlı ağaçlarla kapladı patika yolların hepsini. Sert rüzgârlara açtı penceresini ve okyanusun devasa boyuttaki dalgaları bozdu ilk gecedeki sessizliği. Yerçekimini yok saymıştı adeta ve dünya deviniminin sonuna yaklaşmıştı. Güneş görmüyordu bu yanı ve alacakaranlık kuşatmıştı etrafı.

Sırtına aldı yalnızlığını ve dik yamaçlarını tırmanmaya başladı patika yolların. Yükü son derece ağırdı ve sanki sırtına bir ömrün bütün günahları yüklenmişti. Yorulduğunu hissetti bir an ve duraklayıp soluklanmaya başladı. Ayaklarında derman kalmamıştı artık ve bedeni bu ayaklara fazlaca yük olmaya başlamıştı. Bıraktı kendini yerlere ve karanlıklar içinden gökyüzünü seçmeye başladı. İlk kez yıldızı olmayan bir gökyüzünü seyreyliyordu ve ilk kez bu denli derin bir karanlığın içinde düşlerini arıyordu. Bir anda yanaklarında bir ıslaklık hissetti, gökyüzü ağlıyordu. Islaklık tüm bedenini kuşatmıştı ve o an çamurlar içinde tepeyi tırmanıp küçük kulübesine ulaşması gerektiğini geçirdi aklından. Gayret edip ayağa kalkmaya çalıştı ama bir türlü başaramadı ayağa kalkmayı. Anlaşılan o ki, artık beyni ayaklarına hükmedemiyordu. Yığılıp kalmıştı çamurlar içine ve düşmüştü bir defa yere.

Hayat hep en acımasız yüzünü göstermişti ona ve yüzünün hiç gülmediğini geçirdi aklından. Yaşama sevincini yitirmiş, yaşamaya dair umudunu kaybetmişti bir kere. Anlamsız bir düzenin içinde kaybolmuş ve bu düzene ayak uydurup içinde anlamsız bir hayat geçirebileceğini düşündüğü bu karanlık şehirde anlamsızca yaşamaya başlamıştı. Yapmış olduğu bu hareket, umudunu yitirmiş olduğu hayata karşı bir tepki ve kendini hayatın acizliği karşısında cezalandırmasıydı aslında.

Karanlık son derece güçlüydü ve kuşatma altına almıştı şehrin tüm bölgelerini. İçinde bulunmuş olduğu savaş meydanından hep yenik ayrılmıştı. Mağlubiyetlerin sonu gelmek bilmiyordu. Sanık sandalyesinde oturur vaziyette buldu kendisini ve kendisini yargılayanların yüzlerini bile göremiyordu. Tek duyduğu ise anlam veremediği tuhaf seslerdi. İşlemiş olduğu günahlarından dolayı yargılanıyordu ve kendisini yargılayan geçmişin ta kendisiydi. Bu durum onun için bir ilk değildi aslında. Çünkü o, sürekli geçmişinden kaynaklanan saplantıların esiri durumuna gelmişti ve kendisini bu esaretten kurtaramıyordu bir türlü.

(S)onsuz bir boşluğun içinde kaybolmuştu artık ve bilinçaltında yatan cümleler gün yüzüne çıkmaya başlamıştı:

-Başlangıcı olmayan sonların peşinde koşmaya devam ediyorken, yokluğun sessiz çırpınışlarını da yanına alarak geçip gitmektesin aniden kalbimden.

-Gece karanlığını çekmişken üzerine yıldızların arasına karışarak sana en uzak mesafelerden seslenip atmosfer boşluğunun içinden düşlerinin içine düşmekteyim ben.

-Çığlıklar bozarken sükûnetimi, yalnızlığımı paylaşmaya çalışan bir yağmur damlasında kan ve gözyaşı birbirine karışıp yağmaya başlamakta kalbimin en kuytu köşelerine.

-Bilinçaltımda saklı olan ne varsa sana dair, seninle birlikte dışa vurdu kendini sahile vuran her hırçın dalga gibi, ıslatıverdi tenimin kuru olan tüm bölgelerini.

-Islaklığında kaybolup gitmişken, düşüncelerimin ışığında kendini bulmaya başladı benden uzaklarda ikamet eden benliğim.

-Yokluğunda kaybettiklerimi bulmaya çalışırken bir ses, hiç tanımadığım, alıp getirdi her şeyi yok olmaya yüz tutmuş ne varsa.

-Varlığında her şeye sahip olduğumu sanmışken, yara bere içinde kalan tüm hislerim, kanayan düşlerimin gözyaşlarında kaybolup giderken, eriyip duruyordu oysaki sana karşı içimde beslediklerim.

-Tanrı, milyonlarca yıl önce ben henüz doğmamışken bile ilan etmişti günahkâr olduğumu. Gökyüzünden yeryüzüne sarkmış olan halat boynuma dolanmış ilk nefesimi almaya cesaret edememişken son nefesimi vermiştim. Dünyaya gelişimin cezası çoktan kesilmişti.

-Sen, sadakatini gökyüzündeki yıldızlara göstermişken, bana karşı göstermiş olduğun sadakatsizliğin bir kalkan misali duruyordu önümde.

-Ve ben, masumiyetimin geri dönüş yollarını arıyorken; görünmezliğin içerisinde saklı duran sen, koymuş olduğun ambargolarla bu masumiyetin önüne setler çekip geri dönüşü olanaksız kılıyordun.

-Fantezilerinin sonuna gelmiş bir hayatın burukluğu etrafında kapandı gözlerim.
Hissettim sadece kayıp giden geçmişi,
Hayatın içinde barındırdığı güzelliği,
İlahi esintilerin serinliğini,
Daha da önemlisi benim olmayan seni…

Geçmiş, bir yüzleşme anına tanıklık ediyordu şimdi ve cümlelerin sonu gelmek bilmiyordu. (S)onsuzluğun pençesindeki bu durum adeta beynini kemiriyor, düşüncelerini yaralıyor ve bedenindeki tüm gücü emip duruyordu. Çok güçsüz hissediyordu kendisini. Yolun sonuna geldiğini düşündüğü bir anda hiç tanımadığı bir ses ona seslenmişti:

Kapa gözlerini,
Sadece hisset
Soğukluğunda kaybolduğun gerçeği,
Ulaşmayı düşündüğün hayalleri,
Ve kavra,
Sadece senin için
İlahi tadında beslenen sevgiyi,
Kapa gözlerini,
Sadece hisset…

Çizmiş olduğu rotanın dışına çıkmaya başlarken düşleri, takip edilmiş olan yeni yolun sonunda hep o ses vardı. Düşlerinin ardına düşmüş olduğu bu yolu takip etmeye başlarken ayakları, düşünceleri de duruma ayak uydurup onunla geçireceği anların ritmine bırakıveriyordu kendisini. Önüne hiç bitmeyecekmiş gibi görünen uzun bir yol çıkıvermekteydi ve yolun sonunda duyulan o ses her haliyle onu cezbetmekteydi. Aklını her daim o sesin peşinde koşturmaya devam ederken bir hayalin içinde hayat bulmaktaydı bedeni.

O ise bir tebessümüyle silip attı karanlığın izlerini. Aşkın yerçekimi varlığıyla hissettirdi kendisini. Aydınlık bir dünya dönmeye başladı etraflarında ve hiç durmadı…

moerath thas

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir