“Ölüm yoktur, ol’um vardır.” demiş Mevlana…

Ol’duğunu zannedersin doğduğunda..

 Zannedersin ya da iyi bir yazı yazdığında bir şiire anlam kattığında,bir yüreğe kurulduğunda..

Ol’um..

Olmak nasıldır ki.. Ölmek gibi midir.. Ölmek gibi ol’mak mıdır.. ? 

Ey ölümlü, öldüğün zaman doğacak değilsin..

Doğacak olsan ” Öldü ! ” demezlerdi..

Burada ölüp dirileceksin orada..

Orada işte.. Tam orda.. Ol’duğun yerde..

Ol’mak..

 En az bir  ve en çok iki kişiyle..

Ol..

Kendin ol…

Kendin yaşa ve öl.. 

Ol ..

İkiyi BİRleştir Bir ol.. 

Bir’den çıkar kendini eksik ol..

Oluruz bir cümle de özne, bir şarkıda nağme, şiirde kafiye..

Oluruz bir anne bir baba, evladın doğum nedeni..bir evlat ol’uruz nedenimiz belli .. 

bazen ol’uruz iyi bir söz veya ol’uruz sus, dinleriz anlatılanları..

Anlamındır ol’mak, olmak istediğin sürece..

Hayattaki amacın, “…büyüyünce! ” dediğin zamanlardaki kaygın..   

Ol’mak en az bir kişiyle..

Doğduğunda zanneder  ol’duğunu insan, unutarak en azlığıyla çıktığı rahmin sahibini yok sayarak..

Ya da ol’amaz insan en fazla iki  kişiyle, sığamaz da tekil yalnızlığına.. 

Tanrı neden uğraşıyor ol(dur)abilmek için.. 

Ol’madan gelmediğinden mi ölüm..

Ya da ölüm Ol’amadığından mı olmayan  ol’um… 

Ol’maktayız farkına varmadan..

Ol’um’u yaşamaktayız ne ol’duğumuzu anlayamadan..