Posts Tagged "karakutu"

Cesedi öldürdüm adamı ne yapayım?

-Cesedi öldürdüm adamı ne yapayım?
-Yaşat gitsin daha fazlasını yapamayız ona !
-Tamam.
-Peki, adamdan kalan düşünce tortularını ne yapmayı planlıyorsun? izi kalır, silinmez ve yakılmaz
-Bir planın var mı ?
-kafamın içine saklayayım, ne dersin dayanabilirmiyim?
-Bilmem tehlikeli olmaz mı ?
-Bilmiyorum… Birimizin bu yükü üstlenmesi lazım sen cesedi öldürdün, bende adama yeni bir yaşam vermeliyim düşüncelerini öldürüp, düşünceler ölmez o yüzden saklamalıyım.
-Hayır ikisini de ben yapmalıyım, birimiz temiz kalmalı.
-Her pis işi sen yapıyorsun, ben de birşeyler yapmalıyım.
-Tamam sen seç ozaman.
-Ben seni sırtlasam seni yaşatsam ?
-…(deneyelim)
-Tamam bana son üç dakikanı anlatsana, son otuz yılı ölerek geçirmiş gibi.
-Kocaman bir boşluk…
-Ya ruhun ve seninle uzun sohbeti özledim üstelik Şinasi’de öldü.
-Ruhum… atmosferin dışında, anlat…
-Damarlarımızda dolaşan kan dışı her maddenin rahatlığnı yaşayalım…
-Hadi bekliyorum ozaman.
-Nasıl anlatılır ki, hangi biri. Biraz yalnızlık koydular tabağa ana yemekmiş üstelik seçme şansım yokmuş çünkü bu restorantta menü yokmuş ve buda burayı özel kılıyormuş. Tuz niyetine tatlansın diye yalnızlık üstüne ölüm rendeledim. Tuz değil bibermiş beyaz olanı hemde. Ciğerlerim yanıyor şimdi yedikçe ve yemek bitmeden kalkanı cezalandırıyorlarmış, korktum kalkamadım.
-Hadi kalkıyoruz ozaman!
-Nereye, ben daha bitirmedim…
-Kim cezalandıracakmış görelim!
-Cezayı ödeyemezsem ne olacak, bilmiyorum en çok bilmediklerimden korkuyorum, korkuyorum gitmeyelim…
-Ben varım…
-Paraşütün olmasına rağmen atlamaktan korkmak gibi sen varken korkmak.
-Sen söyle ozaman.
-Uykuya teslim olalım sarhoş olmak üzereyim
-Tamam o halde uykuyu kendimize teslim aldık…
….

-ve ancak uyandık.

 

 

Read More

olasılıksızlıkya

olasılıksızlıkya

 

-Maksat yoldan çıkmak değil mi, arabesk bir parça üstüne şehrin damar arterlerinde valse kapılalım, otoban kenarında otostop çeken hayatları görmezden gelip bir uçuruma doğru savrulalım, büyük bir kaza olsun, mesela; nükleer bir patlama yada sen yine bak gözlerime… içimde tam üç tane atom bombası patlasın, aklım beş karış havada iken ikide tokat patlatırsın.

Ben çin malı zeka küpünü yapıp sana uzatayım sen bozup tekrar bana ver ben yapıp sonra sana tekrar vereyim, rengi rengine uyumu uyumuna sonra sen tekrar boz bana ver… Sonra ben yorulayım sen beni bırak git…

Şehrin çıkışlarında otoban kenarında otostop çeken bir kaç hayat al arabana, bu sefer sen uğraş dur zeka küpü ile… Sen yap O’na ver, O bozsun sana versin, sonra sen yine yap tekrar ver O’ tekrardan bozsun sana versin… Bu sefer sen yorul, otostop çeken sen ol sonra şehrine dön…

olur da otobanda karşılaşır isek sakın sen bana bakma, bu şehir bir tane daha nükleer faciayı kaldıramaz. Elektrikleri kesilir, trafik ışıkları karışır, ambulanslar hep yanlış adrese gider, gebe kadınlar düşük yapar… insanlık suçu işlersin ama seni yargılayacak bir düzen yok henüz bu şehirde iyi halinden beraat eder yine düşersin yollara…

( olasılıksızlıkya) Zeka küpünü bana uzatırsın hemde rengi rengine uyumu uyumuna… Ben ondan bir renk alıp tekrar sana veririm. Bu şehir tekrardan kaldıramaz nükleer bir patlamayı.

Read More

bilinmeyecek gerçekler ansiklopedisi “hiç” in açıklaması

bilinmeyecek gerçekler ansiklopedisi “hiç” in açıklaması

 

-Biliyorum, umutların düşük yapıyor en olmadık çaresizliklerde,
nefes nefese kalmış gözlerindeki ürkeklik .

Gecenin edepsiz bir martının tecavüzüne uğramış şekli gibi, lacivert bakıyorsun, beni özlüyorsun, beni öldürüyorsun, beni saklıyorsun.
Biliyorsun, bilinmedik bir ütopya burası, tanrıları af edilmek için bedenlerden dans ederek geçiyor ızdırap çığlıkları ile
Bilinmedik bir ütopya burası, lekeli bedenlerin ve küfürbaz martıların masalları anlatılıyor bir kaç fahişe özneli bir kaç beden ağır yaralı geçiyor telsiz anonslarından … bilinmedik bir ütopya ya burası kahramanı da bilinmedik, anlam yüklenmemiş cümle arasındaki boşluklarda boş beleş gezinen bir kokainman birazda edepsiz…

Biliyorum bir-kaç-yüz-yıl kadar daha öldüreceksin, bir kaç bin yıl daha sevişeceksin bir kaç saniye daha ağlayacaksın…

(bilinmeyecek gerçekler ansiklopedisi “hiç” in açıklaması bölüm 6 )

Read More

İtiraflarım #38 ( benim babam)

İtiraflarım #38 ( benim babam)

 

 

-ben 15 yaşındaydım, normal şartların dışında başka bir takıma transfer olmuştum hiç bir resmi maçıma gelmeyen babam belki bu takımda maçlarıma gelir diye düşündüm, takım otobüsü ile maç yapacağımız stada doğru gidiyoruz, sahaya ulaşabilmek için Türk böbrek vakfının orada inmemiz gerekiyordu takım arkadaşlarım ile birlikte otobüsten indik yürümeye başladık, eski bir direk üstüne bozuk el yazısı ile bir ilan yapıştırılmış “satılık böbrek” biraz düşündüm, tarifi zor bir duygu oluştu…
maç saati geldi sahaya görev yerlerimize dağılıyorduk fazla kalabalık olmasa da seçemeyeceğim bir taraftar topluluğu var ve içlerinden biri “aslan oğlum” diye bağırıyordu, gözlerimi kısıp benim babam maça geldi diye bakınıyorum…

Yine gelmemişti.

Bozuk el yazısı ile “satılık böbrek” ilanını okuduğum da “tarifi zor” bir duygu oluşmuştu ya,
“Aslan oğlum” diye bağıranın babam olmadığını anlayınca “tarifi imkansız” bir yalnızlık oluşmuştu.

benim babam hiç bir maçıma gelmedi. futbolu bıraktım, veli toplantılarına katılması için haylaz öğrenci oldum, biraz benden bahs etsin diye “aslan oğlum” demesi için mahallenin çocukları ile kavga ettim, benim babam çok güçlüydü benim babam sertti ve benim babam asla gülmezdi.

Bugün 26 yaşındayım gülmüyorum, umursamıyorum ve hiç bir şeyden korkmuyorum, aynaya baktıkça babama her geçen gün daha çok benzediğimi görüyorum.

Kapanmayacak yaralar sözlüğü “baba”nın kelime anlamı 1.

Read More

Zamanlama hatası derim.

-Doktor bey ! çok geçtiniz,  oysa ben en geriden seslendim size müsayit bir yalnızlık diye.

-Bakın şimdi neredeyim?  geri gitmem için onca mezarlık ve onca terk edilmiş beden geçmem lazım ve sanırım hepsini tekrar yaşamam gerek, oysa  siz umursamadan ben umursatayım tekrarlar bıktırır bu suratsızlığımı.

 

-Şimdi bütün varsayımları ve düşük ihtimal hesaplarını tekrar gözden geçirmem gerek, gözden derken korneası zayıf bir gözlem ile zaten bulanık koyu balgam renginde bu dünya…

 

-Şimdi mezarlık yolu  üstünde pusu kurmuş bütün ürpertiler titretecek tüylerimi, kanserli bir yanımın tekrardan uyanışına şahit olacak bütün sinirlerim( biraz sancılı doğum olacak )  olmamalıydı böyle olmaması gerekiyordu, olasılıksızlıklar ne kadarda bana yakışıyor değil mi? üstüne intihar giydirilmiş küçük bir çocuk gibi en fazla 3. sayfa manşeti belki manşet bile değil hem zaten 3. sayfalarda manşet olmaz fukara duyguların elit kesime ne kadar komik olduğu anlatılır bu tüme varımdan çıkan sonuç ise “hiç”…

( bunu satır arasına boşluk düşün düz yazı okuyanlar anlamasın )

 

-doktor bey; lütfen not düşün günü gelmeyecek herhangi bir güne, biraz göz yaşı  birazda umursamazlık yazın,  nöbetçi hayatlarda bulunmayacak ilaçlar listesinde  bir tutamda bayatlık…

Göz yaşı sizin olsun,  ihtiyacınız olacak umursamazlık ise bana  nede yakıştı bu suratsıza “dersiniz,derler,dedi.”

 

-Mezarlık ve cesetler üstünden geçtikten sonra sıra gelecek bedenlere;  Onlardan sıyrılmam kolay oldu ama aynı film ve aynı salon değişen tek şey tekrar olması mı ?

Hayır değişen tek şey yaşanacakların farkında olmalarında, bu yüzdendir ki kalın bir zırh ve birazda duygusuzluk yazın reçeteme,  kim bile bilir böylesi daha az acıtacak  “canlarını, canlarımı, canını.”

 

-doktor bey ne çok hatalarım var değil mi?

ama ben hiç bir zaman “hiç bir zaman pişman olmadım” yalanını da söylemedim, hayattan geçer not almama yardımcı olduğu söylenemez ama hayatın benden geçer not aldığını  söyleye bilirim bu götlüğünden dolayı.  Biliyorum hayatın bu jestime karşılık  umursamaz olduğunu  sanki benim umurumda  koca göt oğlanı !

 

-Ne çok seslendim değilmi yalnızlığınıza, sahi adınızı bile bilmiyorum sizce bu bir engelmidir beni yaşamanıza ?

 

-Az önce validenin  belası ile karşılaştım, helal edilmemiş haklar üstüne oturup dertleştik biraz, tamam sütü burnumdan henüz gelmedi ama  yakındır oluk oluk akmaya, hem ben seçmedim ki  bir evlat olmayı, kadınlara verilen seçme ve seçilme hakkı keşke doğan bebeklerede verilseydi,  kimbilir belki o zaman bu kadar çok nefret eden “olmazdı, olmazdım, olmazdın.”

( lütfen bunuda satır arasına boşluk düşün, şiir okur gibi okuyanların canını acıtmasın )

 

 

-…(Hem yemin olsun bitirilip gitmek istiyorum)

 

-Doktor bey, en fazla daha ne kadar kaybedebiliriz ki ?

 

-Hadi,  gözlerime bakarmış gibi yap beni anlıyormuş gibi kafanı aşağı yukarı salla destek oluyormuş gibi sırtımı sıvazla, bende inanıyormuş gibi yapayım sen  egonun altında ezilirken bende seni kandırmanın yavşaklığı üzerine iki zar atayım biri yedi gelsin biri altı, sonra adem havva ve elma karesindeki geri planda çalıların arasında kıkırdıyan tanrı ile muhabbete dalayım, bu yalancı zaferim ile ona meydan okuyayım, yakılacaklar listesinde ilk sıradan şeytanı düşüp adımı yazmasını sağlayayım.

 

-Sonrasını bekler gibi sustun…

 

-Sonrasında ise dişi bir zebanı ile evlenip hayatımı  cehenneme çevirmesini sağlarım, o bana ızdırap olur bende o’na.

diken gibi bir birimize batıp mutsuz ve mesutsuz yaşar gideriz taaa ki koca bir “hiç” olana kadar.

 

-Sevdiğim bir kaç kadın gelir aklıma, dokunduğum bir kaç günah…

 

-sonrasında ise yanılgım, burada kalışım, zamir olarak kullanamayacağım “o” nun belkileri, bunun sonraları, birazda  tercih meselesi.

 

-Karikatürize  giydirilmiş bir kaç duygu  parçacığı filan, birazda romantik komedi.

 

-…(Hem yemin olsun bitirilip gitmek istiyorum) bir zamanlama hatasıydı derim.

Read More

Kategoriler

Son Yorumlar

Arşivler