Sonun Devamı

Uğultusu çok uzaklardan geliyor, sen de bin yıl bense koca bir karadelik. Hep hızına yetişemediğim kaçıp giden  o ilginç tabelada yoruluyor gözlerim. Belki de bakmaktan sıkıldığımdan göz tembelliği oluştu, kim bilir?

“bu da bir yorgunluk”

Kıyamet kopsa yerinden oynamayacak günahlar biriktirdim, her gün hesabını yapıyorum cennetin yolunu bulamıyorum. Bu yol gözlerin olur bu yol ellerin olur, bu yol izlerin olur. Bu yol her şey olur. Gayri meşhur muhabbetlerde dillendirilmesi büyük azap veren hikayeler de biriktirdim mesela anlatılması için haklı ölümlerin gerçekleşmesi gereken hikayeler. Bunların hepsi bin yıllık mesafeden uğulduyor kulaklarıma burnuma, dalağıma. Kıyametin koptuğu yerden konuşuyorum, burada olup biten her şeyin aleyhime işleneceği söylenmekte.

Ben oturmuş yine hesap yapıyorum ve yine bir yolunu bulamıyorum.

Kimlere…

  Gidişine engelsiz ölüyor bütün papatyalar, adımlarınla bir hiçliğe doğru ilerlerken.
Geride bıraktıklarına bakmaya bile tenezzül etmiyorken.

Cellatlar az önce katletti emrimle, içimdeki seni yargısız infazlarıyla, şimdi yüreğimde bir ihtilalin sireni çalıyor. İhtimalleri olmayan bir ayrılık bozgununun gölgesi altında.
Kendimi saldım okyanusların derinliklerine ve sustum, susarak izledim, ölürken bütün papatyalar. Gidişindeki yağmurun, ihanet sağanağı altında titrek dudaklarımdaki cümle cümbüşünde akıtıyorum en zehir tadında küfürlerimi, gelmişine gemişine söverek !
Gidişine engelsiz ölyorum, bütün yalın hallerimle.