Posts Tagged "Sözdeözne"

Hiçbir Şey Değişmez

Birisiyle uzun denilecek bir zaman sonrasında görüştüğünüzde ben çok değiştim diyorsa aynı tas aynı hamamdır onda. Değişimin iyi bir şey olduğuna inanıyordu. Değişmek; yani çırpınmak, tutunmaya çalışmak. İnsan değişerek önceden elde edemediklerini elde etmeye çalışır. Kaybedilenler, ihanetler, unutulmalar, hiçe sayılmalar karakteri yıkar. Karakteri yıkılan insan yeni bir karakter inşasına girer. Adaptasyon şart, hayatta kalabilmek için.

Asıl değişmesi gerekenler hiç değişmiyor. Kadınlar hala zalim. Hala dünyanın, sadece; en güzel “film isimleri” İran sinemasından çıkıyor. Kaplumbağalar da uçar, Sarhoş atlar zamanı. Hala yılkıya bırakılıyor atlar ve hüzün en çok yılkıdaki atlara yakışır kışın. Gözleri hüzün dolu, gözlerin gök mavisi. Hala, neyi düşünsem konu gözlerine geliyor. Ben domatesi düşünürüm, domates gözlerine çıkar. Renge kanacak değilim, sende başka bir şey var.

Değişme, seni böyle hatırlayacağım, değişmedim; beni böyle hatırla. Hala, adını duyunca, hafif midem bulanıyor.  Hala, arkadaşlarım aynılar. Kaybetmiş insanları yakın görüyorum kendime. Hayatı yalamış yutmuş işini bilen adamlara ısınamadım hiç. Kaybedenlere dikkat et; hayatı ciddiye almanın anlamsız olduğunu hatırlatır onlar. Sanki ben değişmezsem benim dışımda her şey değişecek. Değişmezsem; belki Tanrı fark eder de, içimdeki boşluğu doldurur diyorum. American Beauty’de denildiği gibi, belki tanrı bir anlığına bana bakar. Belki, tutunamayanlar ansiklopedisine adım yazılır.

Read More

Büyük Poşet

Değirmen taşı. Hayatınızda bu kelimeye yer varsa bir şeyler yolunda değil demektir. Yine de o gün aklımda bunlar yoktu. Abim kız arkadaşıyla telefonda konuşurken çeşitli fantastik müzikler açarak taciz ettim. Sonuç olarak abimin sevgilisinin arkadaşlarından biriyle görüşecektim. Gece olmuyor vakit geçmiyordu. Gece saat bir gibi bir mail geldi. Facebook üzerinden konuşmaya başladık.

Muhabbet biraz ilerlediğinde potansiyel sevgili adayım benden telefon numaramı istedi. Ne yazık ki telefon kullanmıyordum. Aslında vardı evde bir Nokia 1100 ama ekranı kırık olduğu için telefon numaramı vermek istemedim. Şimdi mesaj gelsin. Sen sim kartı başka telefona takıp ortamda gıcık olunan adam ol. Gerek yoktu böyle şeylere. Düşündüm, bir kere olsa bir şey değil, nereden baksan beş bin mesaj hakkı vardır bunun dedim. Sonra tekrar profil resimlerine baktım; nereden baksan on bin mesaj hakkı vardır bunun dedim. Beş dakikada bir sim kart değiştirmek akıl işi değildi. Zaten yeni telefon alacak param da yoktu. “Kpss’ye hazırlanıyorum o yüzden telefon kullanmıyorum” diyerek manevra yaptım. Telefon kullanmamanın ekmeğini yiyeyim dedim birazda.

Aslına bakarsanız işe yaradı da. Hızla ilerledi konuşma ve karşımdaki kız “Yarın buluşalım mı?” dedi. İlk başta sevindim ama sonra kızın merkezde olduğunu ve paramın olmadığını hatırlayınca canım sıkıldı. Konuşma penceresini kapattım. Bir takım düşünceler işte hayatla ilgili. Gelemeyeceğimi uygun bir dille anlattım. Telefonum yoktu ve buluşmaya razı değildim. Muhabbet daha fazla ilerlemedi.

Ondan sonra da konuşmadık zaten. Olanları düşündüm. Canım sıkıldı. Gece olmuş iki. Uyku tutmadı, iki bira alayım dedim param yoktu. Yaşama hakkı istiyoruz o.ç ları dedim kime sitem ettiğimi bilmeden. Gözüm doldu. Yorulduğumu hissettim, uyumuşum. Bir sesle irkildim. Babam bana çağırıyordu. Gecenin dördü. Kalkta şu taşı oturtalım dedi. Kalktım gece dörtte babamla değirmen taşına el attım. O gece bir karar aldım. Yarın çalışmaya gidecektim mutlaka bir yere.

Ertesi gün hazırlıklarımı yaptım. Çokta fazla hazırlanamadım nedeni bir valizimin olmayışıydı. Bir zaman sonra eve dönmeye karar verdim. Biraz çalışmış, biraz da kafam dağılmıştı. Otobüste de güzel bir kız vardı, bakışıyorduk. Muavinden kek almamak olsun, “kola mı fanta mı diye” sorulan soruya “su alabilir miyim?” cevabını vermek olsun, otobüste sınırlarımı  zorluyordum kızı etkilemek için. Kız da gözlerini çekmeyince ben inince kızla konuşmaya karar verdim. Otobüs son durağa yaklaştı.

Planım hazırdı. Ekranı kırık 1100’ı elimin içine saklayacak, kızdan numarasını isteyecek ve numarayı aklımda tutup arkamı dönerek, kıza telefonumu göstermeden numarasını kaydedecektim. Otobüs durdu.  İndim ve kıza doğru yürüdüm. Bana bakıyordu. Uzaktan gülümsedim. O da güldü. Merhaba dedim. O sırada muavin “Poşet kimin” diye bağırdı. Benim olduğunu biliyordu. Çağrıyı önemsemeden konuşmaya devam edecektim ki “Büyük poşet, büyük poşet diye” bana doğru bağırdı. Bir anlık heyecana kapıldım ve benim hain 1100 avucumdan kayıp yere düştü. Ve evrenin dağılma özelliğinin bir sonucu olsa gerek batarya bir yere, arka kapak bir yere gitti. Kıza baktım ve güldüm. Sonra bataryayı aldım yerden. Arka kapağı ararken kızın uzaklaştığını gördüm.

Bir otobüse baktım, ekranı kırık ve arka kapağı eksik 1100’a baktım. Kızın gidişini izlerken duygulanmak istedim sanırım biraz. Giderken izlemek istedim. Muavin yanımda belirdi. Elinde benim ; siyah büyük poşet vardı. Hava yağmurluydu. Elimde poşet arka kapak aradım biraz. Kapaktan vazgeçip evime doğru yürüdüm siyah büyük poşetle yağmur altında. Bende bir yarımlık, telefonda bir yarımlık. Hayat ne tuhaf. Büyük siyah poşetler, arka kapaklar, değirmen taşları falan. Ne zaman bunlardan birini görsem sen aklıma geliyorsun. Siktir et otobüsteki güzel kızı da abimin manevi baldızını da. Elimde büyük siyah bir poşetle yanına gelsem, sarılır mısın yine de bana?

Read More

Kategoriler

Son Yorumlar

Arşivler