Turunç

Turunç

Esen bir rüzgardan yayılan turunç kokusu… Güneşin en yoğun olduğu zamana nasıl da denk gelmiş. Geçip giden bir hayranlık duygusu bu. Dört başı mamur, birazdan filesine sığan mandalinalardan intikam alacak. Duygulu bir gülümseme ile karşıdan karşıya geçen bir adam, neredeyse zedelenecek. Esen bir rüzgardan arta kalan yere saçılan mandalinalar. Savrulup giden bir torba meyve, havada uçuşan bankadan çekilmiş kefen parası, gözlük, kartlar, arabanın anahtarları. Kaza geldi.

İlk isteği yaşamak olan ve bunu ağlayarak ifade eden her insanın bağırmasında yatar umut, ya da biz öyle sanırız. Ömrünün ne kadar olacağını bilemediğinden cezanın en ağırı da budur; umudu saklayan çirkin bir yüz ve sonrasında etrafı izlediğini sandığımız bir çift göz. Boşlukta bir yalanın içine sığan, sonrasında yerleşecek yer arayan, kapı nasılsa açık; sorular soruldukça daralan. Kapının bir anahtarı olur sanılır ama birçok yöntem kapıyı açabilir, kim bilir, içeride bir ölü; başında bir çocuk, elinde bir gaz lambası, yüzüne vuran ışığa baktıkça alevlerle bütünleşen birkaç parça şaşkınlık.

Lamba söndü, yandı. Birbiri ardına yandı, söndü.

Döndü sandım yeni bir kuş yeni bir haber dilinde. Uzaklara giden bir meram sesinde…

Bir yere giderken kendinden uzak olmak nedir bilir misin? Seni artık kimse öldüremez. Kendinden uzak bir yer o yer senin yanın. En eski halinle elinde bir şemsiye; siyah, uzun ve büyük. En eski sesin eşlik eder buna; en kalın, genç ve canlı. Sırtında taşımaktan usanmış ki yağmurları; en yürekli kalıbıyla kapandı. Girişe yaslandı.

Nicedir düşündüğüm bir buluş var, insanlığa mal olmuş, asrın buluşu; kalıplarımızın adamı olamıyorsak kalıba girmek için küçülmeliyiz. Boyutlarımız insanlıktan çıkmalı. -Zaten olmuş ama ifade edilemiyor-Yeter ki rahatça girebilelim o kapıdan. İki satır için satır altında kalmaya değer belki… Olmuş, yeni bir konum almış, sırasını beklemeye koyulmuş.

Neden korkayım gelen yelden, her zaman hikaye yazdıramaz ki her duygu. Başa dönemeyecek olmanın hüznü vardır nostaljinin vücudunda. Sıcak bir esinti bu kez üstümdeki, hissettiğim çocuk zamanları geri getirdi bana. Edilen bir yemin yok, gözle gördüğüm, sadece bir gurur örtüsü var gözümde, bir daha dönüş yok geçilen sokaklara. Eklemli bir hastalık bu, gittikçe genişleyen bir boşluk, yayılan bir turunç kokusu…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir