Tutkuların Peşinden Gitmek

Tutkuların peşinden gitmek…” deyince aklıma ilk gelen, tango yapan erkekle kadının oynadıkları o doyumsuz aşk oyunları, kaçışları ve kovalayışları olur…
Hep daha fazlası, hep daha fazlası için bir adım daha ilerlemek, hep bir adım daha doyumsuzlaşmak; ruhsal bir orgazmın soluk alıp vermelerinde bulmak kendini…
Yaşamın keşmekeşliğinde tutkuların peşinden gidenleri düşünürüm ardından…
Kimi mesleğinde, kimi öğrencilik yıllarında, kimi evliliğinde…
Yaşanılan aşklarda, ayrılıklarda, terk etmelerde, terk edilmelerde, aldatmalarda, aldatılmalarda… Cinsellikte dahi…
Yaşamın gri ve pembemsi her enstantanesinde, beyazında yahut siyahında…
* * *
Tutkular…” deyince aklıma Can Dündar‘ın “Ruhumuzun Köprüleri” başlıklı yazısı gelir sürekli…
Şöyle der Can Dündar, o güzel yazısında:
Bugüne yenik düşenler, yarını sadece hoş bir hayal olarak düşleyip, dünde yaşarlar… Bedel ödemeyi göze alanlar ise, yelkenleri atlastan gemilerle, arkalarında külden köprüler bırakarak meçhul bir istikbale doğru dümen kırarlar…
Yakılan sırat köprüsüdür… Geçer ve orada kalırsınız: Cennetse cennet, cehennemse cehennem! Dönüşü yoktur…

Ardından düşünürüm yine…
Tutkuların peşinden gidenler hep anda yaşayanlar, an’ı soluyanlardır; derim… Onların takviminde “dün” de yoktur, “yarın” da… “Carpe Diem!” melodileridir, çınlayan kulaklarında…
* * *
Fotoğrafçılıkla uğraşan birinin tutkusu nedir, örneğin? Ya da keman çalan bir başkasının?
Fazıl Say tutkuların peşinden gitmeseydi, bugün o evrensel parmakları değer miydi piyanonun tuşlarına?
Nuri Bilge Ceylan ödül alabilir miydi, Cannes Film Festivali’nde; sürdürmeseydi eğer tutkuların peşinden gitmeyi?
Tutkuların peşinden gidenler hayallerinin peşinden gidenlerdir aslında, hayal kurabilmeyi öğrenenlerdir…
Hayaller kurup kendilerine bir “iç dünya” yaratabilenler, o iç dünyada da sonsuzlaşabilenlerdir…
* * *
İnsan yaşamı hangi koordinatlar üzerine inşa edilmiştir; hangi tercihlerin, hangi vazgeçişlerin, hangi tükenişlerin ve yok oluşların üzerine konumlanmıştır; sorarım kendime…
Kaldırım taşı yalnızlığı yaşayanlarla sevgilisinin gözlerinde yalnızlaşanların arasındaki o ince çizgide belirginleşen “ortaklığı”, “birlikteliği” yakalamaya çalışırım; durduk yere…
Kendimi, beraber mırıldandıkları yalnızlık şarkılarına eşlik ederken bulurum…
Dinmek bilmeyen gözyaşlarından yüzyıllık bir hatırayı canlandırırım gözlerimde…
Beraberinde suskunlaşırım, daha önce hiç söylenmemiş bir söze dönüşmüşümdür artık…
Susarım (!)… Susarım (!)… Susarım (!)…
* * *
Tutkuların peşinden gidenler gelecekte geçmişine dönüp baktıklarında “Keşke…” demeyecek olanlardır…
Yarım kalmışlıktan sıyrılanlar, kendini “dün”e tutsaklaştırmayanlar, bastırılmış duygularla yaşamak zorunda kalmayanlardır…
Bedel ödemeyi göze alanlardır” kısacası…
Cennetse cennet, cehennemse cehennem!” diyenlerdir…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir