XL Aşklara…

Senin için kendim olmayı seçtim, hali hazırda bekleyen bir yolcu gibi.

Sevilmeyi geride bırakıp durakta bekleyeni seçtim, elimdekilerle yetinmeyi denemeyi… Yükümü bıraktım biraz önce, ölümü bıraktım köşe başında, yeni bir hayatı seçtim senin yaşaman için kendimden vazgeçtim.

Sessiz bir yoksulluk içimdeki, o kadar derin ki açlığım, farkım belki de doymak için dilenmemek. Senden habersiz varlığım tereddüt etmeden benimle kaldı. Ucube bir kadının felfecri gözlerinde bütün yanıt. Ama kadın kayıp, onu da kandırmış yağmur, ıslanmak meğerse yavaşlatıyormuş yanılgıları.

Hislerini, çarpıntılarını sen bile taşıyamazken bunu başkasından nasıl beklersin? Her üçüncüden biri dışarıda kalacak nasılsa, iki kişi için kıyısında yaşanan bir mutluluğa üçüncü kişinin verdiği zararı düşün, iç savaştan da fazlası bu…

Diline muhtaç bir çift sözün içimdeki yansıması sessizlik. Duracak bir yer arayan körün ellerine    inanması gibi hüzünlü, çünkü yavaşlatıyor görmeyen gözlerini. Senin iyimserliğin benim hep sonsuz olma isteğimde saklı. Gözü üstümdeyken aşkın -ki bu yüzden bitap sarhoşluğunla olmaktan korktuysam- yola düşmeyi her düşündüğümde beni bir şekilde bulmanın sebebi de içindeki o ses ya da aşkın kör gözü. Sen kendine inanıyorsun, kendinle yarışıyorsun. Benden daha hızlı koşmanın nedeni de bu ayaklar. Koştukça kopyalanan içindeki denetimsiz güç, dışarı çıkmak için daha fazla durup dinlenme ihtiyacı hep bu yüzden… Koşmaktan mı bilmem kalbindeki çarpıntı, hastalıklı oldun çıktın, zedelendin, ama geçicidir bu da, inansam belki yavaşlar kalbindeki çarpıntı. Sırf seni iyileştirmek için hastalan mı diyorsun bana? Herkese mi açık tahtın, büyük bir karmaşa var; toplananlar belli değil senin yüreğine. O kadar başını döndürmüş ki bu sesler, artık ayırt edemiyorsun hiçbirini ve gelişine bağırıyorsun; kime denk gelirse. Boşluğun onu da içine katarak anlamsızca devam edecek yoluna, yoksa gerçekten duymayı mı unuttun?



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir