Ya Bulduysan…

***

Biliyorum diye suçluyorum kendimi, ben biliyorum seni. Çok tanıdık gelmişti bu hikaye. Bazen mutlu sona yaklaşırken araya kötü adamlar girer ya öyle bir şeyler bekliyordum yine, belki de alışkanlık…

Hayalin peşinden gidemem ki uzun süre, ya o hayal değil de gerçekse?..

O zaman baştan başlamalı anlatmaya onu. Düşler değişir, sesler değişir, değişmeyen ne kalır ki… Gülüşün değişmez belki, duruşun biraz da… Ayrı bedenlerde aynı anlamlar yüklenir durursun, ben aramaya devam ederim sen bir görünür bir kaybolursun. Ne zaman gerçek seni bulsam bir adım daha yaklaşmış sayarım kendimi hayata, ne kadar uzaksan o kadar uzaklaşırım ben de gökyüzünden…

Günlerdir yoksun, kafeteryalar, büfeler, biletçiler hiçbiri seni anlatamıyor bana. Şöyle uzun saçlı diyorum, çok uzun saçlı. Boynunda bir bez parçası var diyorum, öyle bir bez parçası ki o senden kıymetli diyorum adama, kaşlarını çatıyor, sonra yeşil renk bir bluz demeyi istemeden gidiyorum oradan, nereden anlayacaksın sen beni… Hiç birini uzun süre bekledin mi?

Sipariş veren insanlara alışmıştı o oysa, sanırım önünde hazır olanları isteyebiliyordun ondan sadece, kendi yaptıklarını, parayla…

Belki de karşılığı yoktur illa her şeyin. Belki de görmek; başlı başına bir servettir. Sadece bulduğumu sandığım için bile mutluyum sanki, sadece biraz karışık; beklemek, dizlerinin üzerinde yürümek gibi, durduramadığın bir yürüme azmin var ama aslında olduğun yerde duruyorsun. Çoğu kez düşünmeye vaktin oluyor, insanlar konuşuyor ama sen düşünüyorsun. Ne kadar kolay oluyor bu, hile yapınca fark edilmek gibi bir hisle bölünüyorsun düşüncelerinden, karşında daha önce görmediğin bir sürü insan ve kantin sırasında gülümseyen bir yüzle sanki ilk kez karşılaşıyorsun…

***

“Ya Bulduysan…” için bir yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir