Ya Var Ya, Hayat Çok Zor

Güneşin dönencelere dik gelemediği vakitler, mart yine kapıdan baktırırken yani, çocukluğumdan kalan tek hikaye Küçük Prens’ken ve yine bir kırlangıç aşık olup göçmekten vazgeçiyordu.  O çoğu şeyin değiştiği yaz tatillerinin birinde unutuyordum hikayenin kalan kısmını.  Önce arkadaşlarım değişiyordu, sonra hiç olmuyorlardı.

 

Kendi  bildiğinden öteye gidemeyen küçük bir çocuk olmaya devam ediyordum. Sokaklar daha fazla keşif yapılabilecek  güzide mekanlar.  Annem bana ne giydirdiğine çok dikkat ediyor çünkü iki üç saate belediye anons verecek, kırmızı elbiseli, şu yaşlarda, küçük bir kız çocuğu kaybolmuştur diye.  Söylene söylene eve götürüyor beni annem.

Yüz bine atılıyor çöpler o zamanlar. Bir çocuk, her zaman alacaklı olur. Babasından, abisinden, tabii hayattan.

Sen yoksun, okula başlamış olmalısın tahminimce. Ben senden daha çalışkan oluyorum. Devamsızlıktan sınıfta kaldığın dahi oluyor.  Müzik zevklerimiz farklı, ama yine de dinliyoruz.  Ben kendi dinlediklerimden sıkılıyorum, sen kendi vizyonsuzluğuna kızıyorsun.  Uçak yapıyorum ama uçmuyor.   Uzayda yetişen patates bile beş lirayı buluyor. Hiç yaşanılası değil buralar.

 

Hiç kimsenin tanımadığı diyorsun, kimseyi tanımadığın diyorsun, cümlenin devamı rüyalarıma giriyor, annemin yüzü asık.  Uzun yollardan da, yolculuklardan da nefret ediyoruz.    Olgunlaşmıyoruz, iyi ki de yapmıyoruz ama.  Olanlar çabuk satılıyor.

Aynı ağaçtayız, kimse koparmıyor. Çünkü tatlı değiliz. Çünkü gerçeğe benziyoruz.

O aşık kırlangıç, soğuğa dayanamayacağını bilerek bir Prens büstünün ayaklarında, yağmuru göz yaşları sanarak ölüyor.  Prens küçük ama gönlü büyük, içine tüm çocukluğum sığıyor. Döşemeye sıkışmış, bizzat sıkıştırılmış tasolarım bile.

Daha sonra felsefik bir kitap olarak karşıma çıkıyor.

– Okudun mu Küçük Prens’i sen?

+ Şu kırlangıçlı olanı mı?

– Yok, benim dediğim farklı, derin kitap.

+ Bakarım.

“Ya Var Ya, Hayat Çok Zor” için bir yorum

  1. Neye gıcık oldugumu bir kaç kez daha okuyunca anladım. Aslında olağanın dışında süren ritimlerin; geçmişi, terkedildiğimiz ama bir türlü terkedemedigimiz anılarımızı oldukça ihtişamlı ele almıştı. Metnin tadına varır halde güzel bir final beklerken o da nesi!! Yine ” sen! Sen! Sen!” demeye başlıyor takıntılı yazarımız.. Tamam “sen”leri d yaz ama bu mevzularla degil.. Motivasyonunu dagitmazsan daha az gıcık olacagımı düsünüyorum.. Genel olarak cumlelerini de begendigimi bilmeni isterim.. Simyacı ve küçük prens hayatı en acımasız haliyle anlatırken bile gerceği kabul ettirmeyi ve hatta sevdirmeyi başarmış eserlerdir.. Zor hayattan bahsderken buna deginmen guzel..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir