Yalnız yürümek zordur…

Hiç sevmediği bir reçeli istemek gibiydi artık sevgi, gidişinde farklı olan bir şey yoktu, geriye kalan geçmiş, çöpe atılan kâğıtlar, yazılan senaryolar, uçaklar…

Balık mı tutarsın, yoksa en büyük balığı mı aldı ölüm? Kırılan bir bardak ile solan kırmızı güller, açık bırakılan tuvalet lambası, affedilmeyi bekleyen bir çift göz, ölümsüz olmak uğruna yorulmayan parmaklar, soğuk algınlığından öleceksin diyen doktorlar, hastaneye koşan hızlı adımlar…

Hastalığını yüzüne vurmasınlar diye tedavi olmaktan vazgeçen bir kadın, senaryoları beğenilmeyen –kapıcı hariç- bir adam, buluşma, tanışma yerleri bir bar…

“Şimdi kapat gözlerini, yapacağın güzel şeyleri düşün, beni unut demeyeceğim çünkü ben seni unutamazdım, ama sakın hayata küsme, ben yaptığın her şeyde olacağım, sabah yine radyonun sesiyle uyanacaksın, enerjiyle yatağından fırlayıp radyoyu kısacaksın sonra pencereyi açıp dışarı doğru gerineceksin, dışarıda hikâyelerini anlatmanı bekleyen binlerce hayat var, hepsi de anlaşılmayı bekliyor benim gibi, yaz aşkım hiç durmadan yaz, birbirlerini anlat onlara…”

Hayat düğümleri ardında gidişler bırakır

Sen kök salmayı beklersin yol ayrımında

Gün doğar, herkes uzakta.

Onca sevda arasında görebildiğim yalnızlık.

Yıldız gibi kaymış insanlık

Karanlığa kimse bulaşmamış.

Kuyuya atılmış bir çocuk bedeninde umut

Çıkarmaya güç yok,

Yaşayıp yaşamadığı muamma.

Yine de biri var orada, kalabalıkta.

Meşgul ama gururlu.

Suçunu gizlemeye alışmış bir tanık gibi, sakin.

Sayfaları sona susamış, gövdesi başta.

Gözünde bir sis perdesi…

Zaman ihanet etmiş ayrılanlara.

 553873_496097037071277_1541607656_n

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir