YALNIZLAŞMAK

Korkular sarar etrafını, gözlerinde bilinmeyen bir karartı belirir ve kulağında daha önce hiç işitmediğin türden sesler yankılanıp durur. Vücuduna hükmedemez hale gelirsin ve ayakların merdivenin basamaklarini birer birer çıkmaya başlar. Bir ağlama sesi duyulur uzaklardan, hıçkırıklar işitilir. Canının yandığını farkedersin o an. Karanlıklar dağılıp gittiğinde aniden sesin gelmiş oldugu yere yönelirsin. Önünde kapalı bir kapı durmaktadır ve bu sese bir son vermek için ya da bu sesin sahibinin kim olduğunu öğrenmek için kapıyı açarsın. Cansız bir el düşer önüne ve kapı önünde yüzü bembeyaz olmuş bir çocuk neden bu kadar geç kaldığını sorar. Aniden irkilirsin ve etrafına baktığın anda bunun bir kâbus olduğunu anlarsın.

* * *

Yalnızsın artık ve her gün kilometrelerce yolu tek başına arşınlayıp duruyorsun. Rüyalarında her gün binlerce kez ölüyorsun ve her uyandığında değişken bir ruh haliyle karşılaşıyorsun. Kaldırımlarla her konuştuğunda aynı olumsuz cevabı alıyorsun. Gökyüzü sana sırtını dönmüş, sahiller dalgalarla bir olup sevdanı adeta kıyıya cansız bir biçimde bırakıvermiş. Denize her bakışında boğularak yok oluşunu görüyorsun ve güneşin sıcaklığı altında an be an eriyip gittiğinin her gün biraz daha farkına varıyorsun. Bunca acıya rağmen alaturka bir sevdanın peşinden hâlâ neden gittiğini nefes alıp verdiğin her anında kendine soruyorsun.

* * *

Kâbusun etkilerini hala atlatamamış bir durumdasın. Yüzünü yıkamak için avuç içine doldurmuş olduğun suyu yüzüne her carpışında ellerinin titrediğini hissediyor ve gözlerini her kapayışında yine o kâbusla karşılaşacaksın diye ürperiyorsun. Başını kaldırıp aynaya baktığın anda yüzündeki çizgileri görüyorsun ve bu çizgiler korkularının bir kat daha artmasına neden oluyor. Pencereden dışarı baktığında ise farklı duygular sarmalıyor etrafını. Bir an ağlamamak için kendini zor tutuyorsun. Her ne kadar kendine hakim olmaya çalışsan da gözyaşlarına hakim olamıyorsun. Gözlerinden yanaklarına düşen her gözyaşı sana onu hatırlatıyor. Onu çok seviyor olsan da her defasında olduğu gibi yine gururuna yenik düşüyorsun.

* * *

Cevabını bulamadığın bu soru içini kemirip duruyor. O, her aklına geldiğinde kalbinin dayanılmaz acılar çektiğine şahit oluyorsun. Adeta içinden çıkılamayacak bir boşluğun içine düşmüş gibisin ve hiç bir sekilde bir çıkış yolu bulamıyorsun. Karanlığın içine hapsolmuş bir vaziyettesin adeta. Bir nokta değerinde bir ışk parçası bile yok gözünün önünde. Yıldızlar ve ay üzerıine siyahları çekmiş ve seni cezalandırır durumda. Sana seslenip bir şeyler mırıldanmakta olan karanlığın sesine kulak kabartıyorsun birden.

‘’Yalnızsın işte. Artık bunu kendine itiraf et. Sen her ne kadar onu içinde yaşatmaya devam etsen de kolların bomboş yine.’’

Bu sese aldırış etmek istemiyorsun ve iki elinle kulaklarını tıkıyorsun ama bu ses kulaklarını tıkamana rağmen yankılarını sana iletmekte. Gözlerini kapatıyorsun ve çıglıklar atıyorsun. İnkâr ediyorsun yalnız ve onsuz olduğunu her defasında. Buna inanmak istemiyorsun her ne kadar gerçek olsa da. Kendini geçmişte yaşamış olduğun güzel anılarla avutmaya çalışıyorsun. Sonrasında ise anıların bile bu gerçeği ortadan kaldıramadığını anlıyorsun. Birden dizlerinin üzerine çöküp başını iki elinin arasına aliyorsun ve karanlığın içinden gökyüzüne doğru ‘yeter’ diye haykırıyorsun. Bu acıların son bulmasını istiyorsun. Kapıyı kapatıp pencereden dışarı son bir kez bakıp iki bileğini de gözünü kırpmadan…

* * *

O an içinde daha önce hiç yaşamadığın bir acı hissediyorsun. Bir şeylerin yolunda olmadığını anlıyorsun. Gururuna aldırış etmeden dışarı çıkıyorsun ve onun yanına gitmek üzere yola koyuluyorsun. Gözlerin ağlamaklı ve sesin titremekte. Kötü bir durumla karşılaşmamak için dilinden dualar dökülmekte.

İşte yine aynı yerdesin, tıpkı yıllar öncesi gibi. Sessizlik çöküvermiş etrafa ve bu sessizliği bozmak için sesleniyorsun. Bir sonuç alamıyorsun ve kapıya ufak adımlarla korku içinde yöneliyorsun. Kapıya dokunduğun anda kapının açık olduğunu görüyorsun ve içeri giriyorsun. Hiç bir sey eskisi gibi değildi artık. Etraf çok kötü kokuyordu ve her tarafta boş içki şişeleri bulunmaktaydı. Ona sesleniyorsun ama hiç bir yanıt alamıyorsun. Usulca merdivenlere yaklaşıp basamakları teker teker çıkıyorsun ve içinden dualar etmeye devam ediyorsun. Kapıya yaklaştığında ise nefesini tutup kapının kolunu çevirip, kapıyı kendine doğru çekiyorsun. Cansız bir elin önüne düştüğünü görüyorsun ve görmüş olduğun kâsbusun gerçek olduğuna şahit oluyorsun. Kulağında yankılanan ses sana bir şeyler soruyordu.

“Neden bu kadar geç kaldın?”

moerath thas

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir