YAŞLANACAKsın ÖLMEden

YAŞLANACAKsın ÖLMEden

Yorma kendini neden değsin ki hayata? Yarıştığını sandığın her adımda eksilttiğin ömrün bugün seni çağıyor yanına, unuttuklarını karşında görünce sevinecek misin bakalım? Kaybedip de ceplerinden çıkan onluklara benzemez ki bu buluşma. Neden değişsin ki senin için bütün doğru bildiğin yanılgıların? Sen de takılacaksın o pürüzlü zemine, yaşın büyüdükçe daha da büyüyecek ağrıların, yaşlılık bile armağan değil sana, hep en sevdiği beyazları yanına çağırırmış ya hastalar, bir de bakmışsın zamanın doktoru olup çıkmışsın… Göreceksin ki bildiğin soluk alış verişi yaşanıyormuş toprakta, acizliğin yine gözler önünde, neden insan olmak için uğraşıyorsun, doğmadan? Göbeğin yağ bağlayıp gözlerin görmez olunca daha kolay kabullendiğin kusurlar, hiçbiri çıkmaz sokak kadar ürkütmedi kimsesizliğini…

Kalabalık bir şehirden kopmak neydi bilir misin, herkes üstüne gelirken? Hiç tanımadığın insanlarla büyük bir kazanın içinde buluşmanın, sanılan amacın tersine bir yemek yarışı olmasa da düğün, aç insanların çok olduğu şişmanlayacak geleceklere inat, sevdiğimi sandığım onca hayat, aslında çok da mühim değilmiş senin yanında… Kadehine konulan bir zehirde bile seni ürküten en az iki şey var; o bile seni iki kez ihanete uğratıyor, kaderine terk etmekle kalmıyor bir de öldürüyor. Gülmekle ağlamak arasında kalan bütün oyunların sahneleneceği meçhulken hayat neden sahnelenmeyecek bir sürü yaşamları bize tekrarlattırıyor? Seni çok incitmeme rağmen neden gitmiyorsun benden, vicdanımda mı bütün zehrin, kanıma ne vakit düşecek bu kıskançlığın, beni de al derken ki hasretin ölüme, hep kaçtığın yarım ağız konuşmalardan biri yine. Hayat seninle oyun oynuyor, seni kendi yaşıtı sanmış bunu bile saklıyor, yoksa neden bu kadar küçülsün ki? Yediğim tatlının şerbeti bile olamazken senin cümlelerin, benden nasıl vefalı bir kompozisyon yazmamı bir üstüne üstlük oynamamı istersin, gerçi herkese farklı bir rol verdin farkındayım da bu neden karakterlere göre seçilmedi onu anlamış değilim? Doğaçlama oynayanı neden sevmez hayat, üzerine oturduğumuz hangi taşıysa artık, kalk oradan burası senin değil der gibi bakar yüzüne bazen aval bazen bilmişçe…

Bulamadın değil mi, daha ne arıyorsan hayatında? Huzur deyip denediğin sonra kendini de kaybettiğin onca satır yaşadın. Pişmanlıklarının olması kadar doğal bir şey yok; yaşamak bu. Seni ele veren hüznün değil, sevincin; o kadar solgun yüz tanıdım ki hayatta, hiç biri senin kadar büyütmedi beni. Büyürken tanıdım yaşlılık çizgilerini, ileri de benim de olacağına dair bir sürü yalan söyledin, ölümü getirme dedin aklına, sen yaşadıklarının ölümünü göreceksin, orada bile dışladın beni…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir