Yetti, Yani Canıma

Çarptım kapıyı çıktım. Yetti dedim, yani canıma. Korktum mu? Çok. Sabaha kadar açık hiçbir mekanın olmadığı, bilmediğim bir şehirde kapıda kalmışım gibi korktum. Eşyalarımı toparlayayım dedim, ne eşyası dedim sonra. Dur tavandaki yıldızları sökeyim ilk onları almıştım dedim,  en güzel iki tanesinin artık olmadığı dank edince aldım çantamı, göz göze geldik. O an anlamadım da sonra çıkmadı aklımdan. Dokunmuş meğer.  O pencerenin önünde duran gırgır. Uğurböcekli.

Sana da gelemezdim.  Buz gibi suda kanım donana kadar kalıp uzun süre titremiştim. Kumluydum.  İnsanın içine de kaçabiliyormuş şu kumlar. İnce ince huzursuz ediyormuş hareket ettikçe. Zamanla şiddetleniyormuş. İşte o yüzden gelemezdim. Isınayım diye çok bekledim ve kumlandım.  İnce ince de rahatsız edecekler hep. Şimdi gelirsem içimin titremesi geçmeyecek hiç. Kumlanırım daha iyi.

 

O rıhtımda ayaklarını sarkıtarak oturan bir çocuk olmak vakti  geçmişti. Gün batımında atının üzerinde kasabayı terk eden bir kovboy da değildim. Şiirsel olmuyordum öyle uzaklara baktığımda.  Babaannemin bana pazardan dönerken  kolalı jelibon aldığı geldi aklıma. Kimsenin istemediği babaanneme yakıştıramamıştım jelibon almayı. Sevilmek istemeyi yakıştıramamışım meğer.

 

Bir sürü yazar ismi geçti aklımdan, insanın en büyük özgürlüğünün yalnızlığı olduğunu söyleyen, ya da tam tersi. Kimseye iyi gelmediğimi düşünüyordum ve de gelmeyeceğimi… İçimde bir yol kenarı huzursuzluğu. Sanki gecenin bir vakti, dinlenme tesisinin birinde üşüyorum benzinliğe doğru bakıp. Kollarımı birbirine kavuşturmuşum, duruyorum. Sanki bir başkasıyım da artık.

Zaman, kaybedilen bir şey. Biz onu ısrarla kazanmaya çalışıyoruz. Bazen insanları zamanın gerektirdiğini yaparken görüyorum. O an yaptıkları her neyse inanmışlar. Yaşadıklarına inanıyorlar. Ne güzel bir duygudur diyorum şu yokuşu tırmanırken, sadece o yokuşu tırmanman gerektiğini düşünmek. Ben yokuş olmayı düşünüyorum. Bir yokuştan aşağı yuvarlanmayı ve artık bir yere çarparak da olsa durmayı. Durduğum yerde de artık toz bulutu mu olurum, zaten bir toz bulutu lanetidir gidiyor mu derim. Ne bileyim?

Balık tutmadan dönen insanlar gördüm. Balık tutmuş veya tutamamış olmalarıyla ilgilenmediklerini de… Kafalarını dinlemeye gidiyorlar balığa biliyorum. Yalnız kalmayı bilenler gidiyor. Gecenin bir vakti, sadece sokak lambalarının ışıttığı bir sokağı uzun uzun izleyenler gidiyor. Biliyorlar, sabaha karşı nöbet geçirir gibi insanın başına dikilen yalnızlığı, biliyorlar. İnatla kalabalık olmayı isteyenlerden kaçmaya gidiyorlar.

Kıyıya vurmaktan mı korktum? Fark ettim değil mi? Denizin ne kadar vahşi olduğunu ve artık bir kayalık olmanın yükünü? Kendi içimden çıkamadım ki bir türlü. Bir türlü.  Sana baktım. Sana baktım, baktığım her şeyde anlam aramaya başladım sonra. Bulamadım. Olsun. Sana bakıyor olmak güzeldi .

/benzesme

“Yetti, Yani Canıma” için 2 yorum

  1. “Kalk, haydi geç kaldın. Üstünü giyin ve silahını al. ”

    Bu Yunus. Gece cavuşu. Beden eğitimi öğretmeni. 1.80m boylarında zayıf bir çocuk. Gecenin yarısında, soğuk bir kulubede 3 saat beklemenin habercisi. Sanırım artık gözlerimi açmalıyım. Gideceği yok. Uykunun bu en tatlı yerinde gitmesini ne çok dilerdim. Bazı şeyleri ertelemeyi çok özledim.

    Bay B. bugün farklı bir huzursuzluğa sahipti. Gözlerini ovuşturup, yatağından doğruldu. Terliklerini ayağına geçirip, lavobaya yöneldi. Musluğu açtığında aynaya şöyle bir baktı. Aynada bir yazı…

    “Nehrin kenarında dahi olsan suyu israf etme!”

    “Bir emir kipi” diye aklından geçirdi. Akan suya bakarak, otoriteye kısa bir süreliğine baş kaldırdı. Sonra hızlıca yüzünü yıkayıp dolabına yöneldi. Elbiselerini giyip, o basık kulubeye doğru yol aldı.

    Çam ağaçlarının çevrelediği yoldan ağır ağır kulubeye yürüdü. Hava oldukça soğuktu. Köşeyi döndükten sonra kulube göründü. Birazdan duyacağı “Nerde Kaldın?” sorusuna kendini hazırlayarak kulubeye yaklaştı.

    -Kolay gelsin devrem.

    -Sağol devrem. Hadi sanada kolay gelsin iyi geceler.

    Beklediği sorunun gelmemesine şaşırarak kulubeye girdi. Köşeyi dönene kadar gözleriyle arkadaşını uğurladı. Kapıyı kapatmadan önce ciğerlerini temiz hava ile doldurdu. Zira birazdan sidik ve sigara kokusu ağır ağır hissedilecek ve burda beklenen süreyi daha dayanılmaz kılacaktı. Kapıyı kapadı. Duvarda asılı duran süpürgeye istemsizce bir baş selamı verdi. Silahını kavrayarak dışarıyı izlemeye başladı. Lojman ve cezaevi girişine bir göz attı. Herşey yerli yerindeydi. Son olarak kuleye baktı. Gözleri orada nöbet tutan askeri aradı fakat herhangi bir hareket göremedi.

    “Sanırım uyumuş olmalı. Otoriteye karşı bir başkaldırış daha.” diye içinde geçirdi. İçinde kimsenin konaklamadığı lojmana doğru baktı. Lojmanı çevreleyen, üzerinde şekilsiz desenler bulunan çitleri kastederek şöyle dedi;

    “Düşünüyorumda küçükken aşmakta zorlandığım çitler şimdi belimin altında kalıyor. Acaba şuan yaşadığım sıkıntılar, ilerleyen yaşlarımda bu kadar kolay çözülecek mi? Bilemiyoruz. Bilinmeyenleri beklemekle bir ömür geçiriyoruz.

    Ne sıkıcı bir gece. Son 104 gündür burda bekliyorum. Sahi ben niye bekliyorum. Aklım kilometrelerce uzaktayken üstelik. Düşünüyorumda, ah ne güzel eylem şu düşünmek bütün baskılara karşı. Aslında bir parçada olsa güzel burda beklemek. Beklemek, bekleyenlerin huzurlu bir şekilde beklemesi için.”

    Bay B’nin düşünceleri yavaş yavaş hissedilen sidik kokusu ile bölündü. Bastırmak için bir sigara yaktı. Fayda etmeyeceğini anlayıp dışarı çıktı. Cezaevi ışıklarının aydınlattığı tellere baktı. Tel üstünde titreyerek dikilen iki kumru gördü. İçini tuhaf bir his kapladı ve şöyle dedi;

    “Elektrik telinde iki kumru. Aralarında bir insan boyu boşluk. Sevginin timsali olan bu kuşlar, aralarında görünür hiçbir engel olmamasına rağmen neden kavuşmayı erteliyorlar? İnsanız gördüğümüzle hükmediyoruz. Belkide birbirini özlemenin güzelliğini deneyimliyorlardır. Ama ne olursa olsun bu denli bir cüsseye bu denli ayrılık fazla.”

    Bay B. Dayanamayıp tellere doğru yöneldi. Silahını teldeki kuşlara doğrultarak haykırdı.

    “Kavuşun bu bir emirdir!”

    Şubat 2017/B.G.Ö

  2. şu hayalgücün diyorum, kelimelerle dans edip onları kör ederek ceplerini boşaltan bir hırsız gibi…

    hiç neden böyleyim diye düşündün mü ? diye sordunmu kendine demek isterdim dee bilirim çook kere sormuşsundur.

    aklıma geldin deli, özlemişim işte senden okumayı..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir