&zamanı yokmuş ki silüetin/in

Anlamları hiçe sayan sesleri bitiren bir görüntüyle bölündü bütün uykum.

Ben daha önce hiç bu kadar güzel bir rüya görmemişim –gerçekte-

Hangisi gerçek hangisi rüya dersen; ayılamayan bana sorma

Bilinmeyen bir resme takılıp kalan zavallı adamın rüyasıydı aslında şimdi gördüğüm;

Belki de başlaması muhtemel bir hikâyede başroldüm

Ama farkında olmak zordu çünkü seni tanımıyordum,

Zaten seni gördüğümde de tanımadım, benim tanıdığım resimdeki kadındı.

Tanımak değil de sevmekti aslında,

Ben onu istiyordum

O sendin ama ben seni değil resimdekini seviyordum,

Bırakıp kaçardın belki tutsaydım elini

Gördüğüm; benim avuç içimdeki karanlık,  senin yüzündeki aydınlıktı,

Siyah iri gözlerin nefessiz bırakmaya yeterken

Sabahın 3’üne bağırdım tüm sözlerimi

Bir tek seninle sakinleşen ben… Huzursuzlukla yüzleşince sıkıldım

Bir ara takıldı gözlerim buradasın, en güzel halini getirdin bana, sevmem için, öyle ya sana çok şey borçluydum. Büyürken aşkın ritimleri şarkımı unutturdun bana. Dinlemenin de dozu vardı, anlatmanın da, hatta susup öylece durmanın da bir tozu vardı, tozlar birikirken üstümüze seninle bir arada kalmanın görünmeyen sihri üstümde, bizi oraya taşıyan ve beklememize neden olan şeyi bulmaya çalışıyordum. Yağan yağmur fayda etmedi tozlara, gidecekti onlar da benle.

Senin bir sevgilin vardı, benim küçük boya kutum, sigaram ve plaklarım… Onlar üç kişiydi, ben tektim. Dayak da yedim, hayata dayak attığım da çok oldu.

Hayalimin dışına çıkmana izin vermem zordu, ne kendime güvenim vardı ne de sana. Ama şimdi anlıyorum, ben en çok onlara güvenmişim. Giderken yolun bir tarafında yanımda olacağını biliyordum, bu kadar uzun süreceğini bilemezdim gelme zamanının/ sevme zamanının…

Gidemedim gitti, gelemedin gitti. Belki de gitmem gerekti.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir