Bizi Ayıran Mesaj

Bir sms için 2 kontörün gittiği zamanlardı, sms paketleri yoktu, lisedeydim. Evleriminiz arasında 10 dakikalık mesafe vardı. Kalkınca bana mesaj atıp uyandırır, servis geldiğinde çağrı yapardı, evden çıkardım. Tek çağrı “aklımdasın” anlamına geldiği zamanlardı. O gün bana çağrı veya mesaj atmadığında birşeylerin yolunda olmadığını anlardım ve bu biraz sık olurdu. Bir kadının, 20 yaşını geçmeden sözlerinin ciddiye alınmaması gerektiğini bilmiyordum. Kişinin kendini tanımamasına bağlı olarak, yalnızca lise zamanlarında yaşanabilecek bazen rutin, bazen saçma olaylar geçiyordu aramızda. Vadideki Zambak’ı okumadığım zamanlardı.

Bazen demişken; ben bazen “bazan” yazarım ki yazdığım yazıya ağırlık katsın. Bazan yaparım bunu. Kadınları anlamanın zorluğundan bahsedilmesinin nedeni onlarla erken tanışmamızdır bana kalsa. Üniversitedeki bir çifti düşünün. İlk zamanlar arkadaş olurlar ve sevgili olduklarında biraz zaman geçmişse herkes evleneceklerini düşünür. Entrika, yalan dolan, aldatma pek kalmaz. Çok az olur ama olur. Madam Bovary diyordum; yazdıklarımın kanıtıdır. Lise ne kadar ciddiye alınmayacak bir dönem olsa bile, (bunu bildiğin halde) insanın duygularını şekillendirir.

-Kararlılığın yok senin yine başladın tespit yapmaya. Neden düzgün birşeyler yazamıyorsun ki? Çok mu akıllı olduğunu sanıyorsun, hayatı çözdüğünü mü sanıyorsun. Daha ilk paragrafı geçer geçmez yine tespit yapmaya başlayarak yazıyı mahvetmeye başladın.

Sen kimsin?

-Ben bu yazının ana düşüncesiyim. Geçmişe bağlayacaktın olayı, geçmişin geleceği şekillendirdiği, hayatın insanı er yada geç başlangıç noktasına taşıdığına getirecektin konuyu.

Sen bunları söyledikten sonra anlamı kalmadı artık anlatmanın. Üstelik elimde değil ben hala sms paketi almıyorum. Sana biraz daha açıklama yaparsam gerçekten anlamı kalmayacak yazmanın.

-İyi öyleyse devam et. Ama tespit yapma, fazla da uzatma. Daha fazla gereksiz yere uzamasın yazı.

Gece bir mesaj geldi, ondandı. Teması artık görüşmeyelim olan bir mesajdı. Kontörümün olmadığı bir zamandı, biliyordu. Otoritelerle ilgili çok önemli birşeyi öğrenecektim. Otoriteler en karşılık veremeyeceğin anlarda harekete geçerler. “Sen yoktun, bizde böyle yaptık.” , “İşte sen olmayınca, biz de böyle yapalım dedik.” cümlesi buradan gelir. İşte sen gelmeyince biz de yazmadık adını. İki kontörüm olduğundan cevap yazacaktım. Ama 160 karektere sığmıyordu, 160 karakterle yazdığım metin çok anlamsız oluyor, 230 karakterle yazdığımda metin gitmiyordu. Sms paketlerinin olmadığı zamanlardı. Çaresiz böyle çok küçük bir olay karşısında öğrenilebilir. “Tarih Marx’a bir oyun oynadı” ile başlayan bir metinden Marx’ın çaresizliği öğrenmesi, çaresizliği öğrenmekle ilgili büyük beklentilere sokmasın sizi.

110 karakterlik anlam bütünlüğü olmayan bir metin gönderdim. Cevap gelmedi. Çok sonraları çağrı yaptım. Aradı. “Bir şey mi diyecektin?” dedi. “Öylesine çağrı yaptım” dedim. “Tamam” dedi kapattı. Tek çağrının aklımdasın demek olduğu zamanlar geçmişti. Ben hala sms paketi almıyorum. Marx’ın zamanında sms yoktu.

İstifa

Ağlamak mı? Bir Tanrı için yapılabilecek en beyhude işti…
Biraz da olsa sevmek birşeyleri, ölümü ertelemek için yeter sebepti.

Ağlama duvarlarınız vardı ağladık. Hiçbir şeye sebep olmamış gibi şeytanlar taşladık. Herkesin iyi bir insan olabileceğine inanabilmek için suçladık şeytanları. Aslında herkesle ayrı ayrı ilgilenecek bir şeytan düşüncesi, ne kadar önemsiz olduğumuzu kabullenemediğimizdendi belki de. Kendi kendimizin şeytanlarıydık oysa…

Aslında ikimiz de beceremedik Tanrım. Yolladığın tüm ilahi dinler insanlığı bölerken söylenen her yalan da Tanrı’yı insandan uzaklaştırmıştı. İnsan Tanrı’ya layık olamamış ve Tanrı çekip gitmişti…

Benim de hayatımdan böyle çıkmıştı Tanrı, böylesine öğrenmiştim ayrılığı. Şimdi ayrılıktan bahsetme, benim kadar bilemezsin… Sen varsın bir de ayrılıktan ayrı. Sen olmasan dini bir hikayedeki yalan olacaktım. Alıp elime kutsal kitapların yazıldığı kalemlerden birini, ölüme sebebiyet verecek yaşanılası ayrılıklar listesinden en yalnız olanının altına “yaşanmıştır!” yazacaktım.
Kaybolduğum ilk yalnızlıkta sana koşacaktım..

Yanmaktan ya da yakılmaktan korkmak değilde, ağlamanın da hiçbir şeyi çözmeyeceğini göz önüne alırsak toplu istifamızı verelim bence. Bir bir ölürken tüm insanlar tüm Tanrılar sussun. Biz Adem’den bu yana ihanet ederken insanlık tarihine, maksat

Adem’in ruhu huzur bulsun
Yanan yakılan belli olsun..

Hiç kimseye

Terkederlerken bir bahane bulmak zorunda mıdır insanlar? Yalnızca karşısındakinin gözlerime bakıp “ben gidiyorum” diyemezler mi?
Ya da yalnızca sussalar,karşı taraftakiler zaten anlamaz mı?
Sen de bu yüzden bana sebep sunma olur mu? Yalnızca git, ben de anlarım.
Gidiyor musun bahaneler sunarak? İyi öyleyse…

Hepsinde aynı rasyonel yalanın ayrı yansımalarını gördüm.
Sen giderken…Sen giderken, senle ilgili ne varsa onlarda gitti.Kalanlar sevgili, bu şehirde ki tüm binalardan kendilerini bıraktılar.
Gidişini izlerken böyleydi.Binalardan düşmelerine tanık oldum.Bir kara parçasının üstünde bağdaş kurmuş otururken izledim gidişini ve kalanları.
Sen görmedin, ben oradaydım.Gerilerden izledim, en gerilerden.Git sevgili, bin asırlık uzaklaşsanda seni görebilirim..
Gidişini izlerken böyleydi.Herşey bitmişti, tüm umutlar, tüm güvenceler..

Nuhun gemisinin batışını izlerken de böyleydi.Kİmse görmedi,ben oradaydım.
Bir kara parçasının üstünde bağdaş kurmuş otururken tanık oldum batışına.
Zaten insanoğlu nereye kadar gidebilirdi ki aynı gemide batmadan.
Biliyordun Tanrım, en başından beri biliyordun.

Bir insan mutsuz olduğunun farkında olmadan aylarca yaşabilir biliyor muydun?
Sonra birden duraksar, bir eksiklik hisseder önce, sonra devamı.
O an günlük yaptığı hareketlerin anlamsız olduğunun farkına varır.Yaşama amacını sorgulamaya başlar.
(Belki daha azı belki daha fazlası)
Evet sevgili yalnızca yaşamak için yaşadığını farkeder.Ardın da şuan ölse hiçbir itirazı olmayacağını.
Gördün mü sevgili bir kişi daha artık bizden.
(Birbölüiki ruh halidir bu)
Ben seni severken bile böyleydi.Yalnızca bir çeşit narkoz muydun?

Aslında tüm bu hümanizm bir başka yaşam formunda kahpeden(hayat)bu dersi almamak içindi.
Neyse sevgili git, yine kalbimin bahçelerinde ki gülleri söküp cennete dikmeye başladılar.

Belkide

Söylenir ki;

Çoğu zaman terkedenler oluyorken terkedilen,birisi ayrı tutardı kendisini genellemelerden..

Terkedilişleri anlatan cümlelerdi konulardakiler,hiç yaşanmamış ayrılıkları yazmak,aldanışları aldatışları…
Bu bilinmezliğin adını çok kere aradım sözlüklerden
Karantinaya aldığım duygulardı.Adını ucuz romanlardan aşk diye öğreniyorken çocuklar.. (sanırdım)
Bir ayrılık bu derece acıtır yalnızca, en çokta bir terkedilişe yakışabilirdi bu birbölüiki ruh hali
Ayrılıkları,terkedilişleri yaşayınca.Aslında hiçbir ayrılık bu kadar acıtmıyordu.
Ve anladım ki
Biz senin tarafından bile terkedilmişken insanlara sitem gereksizdi
Bizi kendi katından kovduğunu öğrendiğimiz an farketmet gerekliydi.
Anladım.Anladım da duyuramadım bir bahaneden ibaret terkedilişimizi
(Terkeden kim olursa olsun yöntem aynıymış..)
Sen benim elmamı yiyebilirdin yada bir başkası yemeyebilirdi tuzak! elmayı
Sularını şaraba çevirecek birisini bekliyorken insanlar.
(Belkide sudan ziyade şarap için)
Hala damağımdadır  gazap üzümlerinin tadı
Öyle bir terkediliş ki
Senden hiçbir ize rastlamadık
(Kendi payıma yirmi hayat yılımda)
Ben senin elçilerini hiç görmedim.Mevlana’yı yada Yunus Emre’yide tanımadım ben
Ayın ikiye bölündüğünü de görmedim.İkiye bölünmüş denizin içinden geçmediğim gibi.
Bilinçaltıma kazıdığın yarımlıkta hissettim seni

Ve aslında anladım ki
Ben senin adını duyurmak için yapılan savaşlarda öldürüldüm
(Ki ben her iki saftaydım)
Her insan öldüğünde tekrar tekrar.
Ölümleri,savaşları yaşayınca.Aslında hiçbir ölüm bu kadar acıtmıyordu.
Sustum belki bir başkası anlatır diye terkedilişimizi.
Her insanda senin nurundan bir parça olduğunu ima ediyor kutsal kitaplar
Şimdi cezalandırmaya kalkma beni ben senin depremlerinin yıkıntılarıyım…

Ayrılığın hatırasına

Az kişi bilir kuşların en güzel gece öttüğünü,
Bakma söylenenlere, çiy taneleri geceden başlar oluşmaya.
Gecelerde çoşar denizlerde dalgalar.
Ve ben en çok geceleri düşünürüm seni

Şehirler en güzel gece vakitlerinde,senle ışıklarını izlerken görülür
Dinlediğimiz en güzel müzikler de gecelerde çalanlar.
Gözlerinin en güzel göründüğü vakitlerdir gece vakitleri
Bu yüzden ben sana bir gece vakti kavuşmak isterim.

Sonra yine geceleri gelir aklıma gülüşün
Yine bu gecelerde yazılır Devrim diye duvarlara
Fakat;
Şehirlerarası bir otogarda, gece yarısı gelirmiş ayrılıklar
Söylenmeye vakit kalmayan hoşçakallarla.

Bu gecelerde anlatabilirim seni kağıda
Geride öylece kalan yaşanmamışlıklarla.
Yinede gitmeyebilirdin..Neyse belki başka bir hayatta
Ve ben bir kez daha yazıyorum seni kağıda.

Ceza

Yine kendimi suçüstü yakaladım seni düşünürken.

Cezalar vermek istedim sensiz geçen zamana ve kendime.

Ve birde isim.

-Zamanın yalın halinde-

Saatleri sularda boğdum.Saat yokluğun(5-7) sularında,

Boğazıma kadar arsenikli sularda..

Günleri uçurumlardan yuvarladım kendimle birlikte

Aylara tekrar dahil olmasınlar diye.

İlk “çarşamba”yı yuvarladım seni ilk görmemiş olmak için.

“Cuma”ya sordum,o hiç görmemiş…yalan söylüyor..

Ayları yangın meydanlarında yaktım.

Belki kendimle,belki bir yıl ile birlikte

Senelere bulaşmasınlar diye

Ama hissediyorum,nafile.

Nice yıllara…

Hayat şimdi ellerinde yap-boz

İster yap

İster boz..

Eksik

İnsanlara anlatamadığın şeyler var,keza benim de sana.
Ve onlardan gizlediğin bir yanın.
Birşeylerin eksikliğini hissettiğini hissederim senin,
Hissederim derim,
bilinmesinin  olanaksız,
hissedilmesinin zor olduğundan.
Dokunmak ister, ellerimi uzatırım..
Sonra duvarların çıkar karşıma
Hisseme düşeni alıp susarım.
Bilmem, daha ne kadar susmalıyım.

Göz göze gelirsek dayanamam
Senin güzel bir şiire dayanamayacağın gibi.
Hangisi olduğuna emin değilim ama
İlkokul kitaplarımda ki resimlerden bildiğim,
hiç görmediğim,
o masal prensesleri gibisin.(Rapunzel)

Güzel bir şiiri ilk gördüğünde anlarsın,insanıda öyle..
Ama tarif edemezsin.
Bu yüzden adının karşılığı boştur sözlüğümde.
Evet gibisin..

Resmini görmekten haz duyduğun,
uçurumun ucunda ki o kız gibisin.
Uçurumun ucunda olmasanda,
düşüncelerinle ve yalnızlığınla başbaşasın (sende) ben gibisin…

O ise benim

Bir saniyeliğine susun yalanlarım!

Anlatmamak bu kadar istenmedikse
Ve bunu hala sürdürüyorsam,
adını söylediğim ilk anda,
tüm kelimelerin, anlaşmışcasına vazgeçmelerindendir benden

Bir şiir var… Henüz okunmamış
“O da okunsa hiçbir şey kalmayacak anlamsızlığa ve sana dair.”
Sen olduğunu gözlerinden anlarım
ve yağmurlardan kaçışından…
Kaçmamalı insan yağmurlardan, eğer ki kaçabiliyorsa insanlardan kaçmalı.
Yağmur sadece senin için yağdığında belki kaçmazsın artık yağmurlardan.
Hep kaçtığından olsa gerek, buğulu camların ardından bakışların..

Sana dokununca melekler sessizce ağlamaya başlar
İçinde cennetten bir şeyler olmalı senin..

Bir şeyler söylemek istediğimde,
platonik bir senfoni çınlamaya başlar kulaklarımda.
Kelimeler dudaklarıma prangalanmışcasına, sana yetişmek bilmez.
Susmalarım bundandır gözlerine bakarken.

Dizginlemeliyim içimden gelen sesi, kelimelerle anlaşana kadar…
Derken..
Bir şiir daha var. Ama o henüz yazılmamış
“Hani o da yazılsa hiçbir şey kalmayacak yaşanmaya ve bana dair..”