Zamanlama hatası derim.

-Doktor bey ! çok geçtiniz,  oysa ben en geriden seslendim size müsayit bir yalnızlık diye.

-Bakın şimdi neredeyim?  geri gitmem için onca mezarlık ve onca terk edilmiş beden geçmem lazım ve sanırım hepsini tekrar yaşamam gerek, oysa  siz umursamadan ben umursatayım tekrarlar bıktırır bu suratsızlığımı.

 

-Şimdi bütün varsayımları ve düşük ihtimal hesaplarını tekrar gözden geçirmem gerek, gözden derken korneası zayıf bir gözlem ile zaten bulanık koyu balgam renginde bu dünya…

 

-Şimdi mezarlık yolu  üstünde pusu kurmuş bütün ürpertiler titretecek tüylerimi, kanserli bir yanımın tekrardan uyanışına şahit olacak bütün sinirlerim( biraz sancılı doğum olacak )  olmamalıydı böyle olmaması gerekiyordu, olasılıksızlıklar ne kadarda bana yakışıyor değil mi? üstüne intihar giydirilmiş küçük bir çocuk gibi en fazla 3. sayfa manşeti belki manşet bile değil hem zaten 3. sayfalarda manşet olmaz fukara duyguların elit kesime ne kadar komik olduğu anlatılır bu tüme varımdan çıkan sonuç ise “hiç”…

( bunu satır arasına boşluk düşün düz yazı okuyanlar anlamasın )

 

-doktor bey; lütfen not düşün günü gelmeyecek herhangi bir güne, biraz göz yaşı  birazda umursamazlık yazın,  nöbetçi hayatlarda bulunmayacak ilaçlar listesinde  bir tutamda bayatlık…

Göz yaşı sizin olsun,  ihtiyacınız olacak umursamazlık ise bana  nede yakıştı bu suratsıza “dersiniz,derler,dedi.”

 

-Mezarlık ve cesetler üstünden geçtikten sonra sıra gelecek bedenlere;  Onlardan sıyrılmam kolay oldu ama aynı film ve aynı salon değişen tek şey tekrar olması mı ?

Hayır değişen tek şey yaşanacakların farkında olmalarında, bu yüzdendir ki kalın bir zırh ve birazda duygusuzluk yazın reçeteme,  kim bile bilir böylesi daha az acıtacak  “canlarını, canlarımı, canını.”

 

-doktor bey ne çok hatalarım var değil mi?

ama ben hiç bir zaman “hiç bir zaman pişman olmadım” yalanını da söylemedim, hayattan geçer not almama yardımcı olduğu söylenemez ama hayatın benden geçer not aldığını  söyleye bilirim bu götlüğünden dolayı.  Biliyorum hayatın bu jestime karşılık  umursamaz olduğunu  sanki benim umurumda  koca göt oğlanı !

 

-Ne çok seslendim değilmi yalnızlığınıza, sahi adınızı bile bilmiyorum sizce bu bir engelmidir beni yaşamanıza ?

 

-Az önce validenin  belası ile karşılaştım, helal edilmemiş haklar üstüne oturup dertleştik biraz, tamam sütü burnumdan henüz gelmedi ama  yakındır oluk oluk akmaya, hem ben seçmedim ki  bir evlat olmayı, kadınlara verilen seçme ve seçilme hakkı keşke doğan bebeklerede verilseydi,  kimbilir belki o zaman bu kadar çok nefret eden “olmazdı, olmazdım, olmazdın.”

( lütfen bunuda satır arasına boşluk düşün, şiir okur gibi okuyanların canını acıtmasın )

 

 

-…(Hem yemin olsun bitirilip gitmek istiyorum)

 

-Doktor bey, en fazla daha ne kadar kaybedebiliriz ki ?

 

-Hadi,  gözlerime bakarmış gibi yap beni anlıyormuş gibi kafanı aşağı yukarı salla destek oluyormuş gibi sırtımı sıvazla, bende inanıyormuş gibi yapayım sen  egonun altında ezilirken bende seni kandırmanın yavşaklığı üzerine iki zar atayım biri yedi gelsin biri altı, sonra adem havva ve elma karesindeki geri planda çalıların arasında kıkırdıyan tanrı ile muhabbete dalayım, bu yalancı zaferim ile ona meydan okuyayım, yakılacaklar listesinde ilk sıradan şeytanı düşüp adımı yazmasını sağlayayım.

 

-Sonrasını bekler gibi sustun…

 

-Sonrasında ise dişi bir zebanı ile evlenip hayatımı  cehenneme çevirmesini sağlarım, o bana ızdırap olur bende o’na.

diken gibi bir birimize batıp mutsuz ve mesutsuz yaşar gideriz taaa ki koca bir “hiç” olana kadar.

 

-Sevdiğim bir kaç kadın gelir aklıma, dokunduğum bir kaç günah…

 

-sonrasında ise yanılgım, burada kalışım, zamir olarak kullanamayacağım “o” nun belkileri, bunun sonraları, birazda  tercih meselesi.

 

-Karikatürize  giydirilmiş bir kaç duygu  parçacığı filan, birazda romantik komedi.

 

-…(Hem yemin olsun bitirilip gitmek istiyorum) bir zamanlama hatasıydı derim.

-ama hala buradasın

-ama hala buradasın…?

( adam içinden devam eder göz bebeklerine bakarak )

…halbuki  nefret dolu sözcüklerin ile üstüme kusmuş tun, herbir   kelimen de  oluşan ağlamaklı ses tonunu  nasılda saplıyor dun kalbime. İşte orada  bir sızı oluyordu tarifsiz bir şey…

Pişmanlıklarım arbede çıkartmışlar beynimin bir noktasında, isyan bayrağını çekmişken bütün iyi niyetlerim, soruyorum yine kendi kendime “neden senin karşındayım hala?”

Sivri topluklu alev kırmızısı rugan ayakkabıların, umursamıyordu  göz yaşların ile akan rimellerini.

Şimdi gözlerimi gözlerinden kaçırmanın tam zamanı olsa gerek, çok yoruldum gözlerim ile konuşmaktan ve çok yoruldum  dünya harbi çıkmış beynimden doğru sözcükleri seçmekten. Sözcükler doğruydu pekiya anlamları ne derecede tesirliydi… Belkide her bir denememde yalan söylemeliydim.

(kadın göz yaşları akarken hıçkırıkları arasında kelimeler ile  boğuşuyordu sanırım  oda pişmandı)

-Sen aşağılık  pislik bir  herifsin!

( adamda bu sözcüklerin hiç tesiri olmamıştı, ne odluğunu oda çok iyi biliyordu )

-ben…

dedi ve yine sustu, sustu çünkü anlatmaya çalıştığı duyguyu ne  harflerin oluşturduğu kelimeler nede kelimelerin oluşturduğu cümleler yansıta bilirdi, kalbi çok sızlıyordu, onu ezip geçerken  sivri topuklu alev kırmızısı rugan ayakkabısı ile basmıştı. sadece “ben” dedi ve sustu, kalbi çok sızlıyordu…

( kadın haklı olabilirdi, çünkü adam hiç ses vermiyordu donuk donuk göz bebeklerine bakıyor ve öylece  duruyordu arada bir gözlerini kaçırıp sanki  nefes almak için okyanus derinliklerinde  çıkmış gibi bir hali vardı, derin bir nefes çektikten sonra tekrar dalıyordu karanlık düşüncelere…)

– Neden konuşmuyorsun neden, nedeen ? bir şeyler söyle  bana…

-ben sadece…

Bu sefer başara bilmişti adam “ben sadece” diye bilmişti. Beyninde cebelleştiği bütün karamsarlıklar arasında “sadece” kelimesini  söküp almıştı ve mühürlü dili sadece bunu söylemesine izin verdi…

-Sen sadece ne ? hep bunu yapıyorsun, nefret ediyorum senden anlıyor musun? nefret !

(kadın yıkılıyordu evet o güçlü görünen kadın yavaş yavaş yıkılıyordu…)

Adam son bir kez daha derin bir nefes aldı, bu sefer  beyninde en diplerde ipleri salınmış bir kayık vardı.

– ama hala buradasın…

( anlamsız sözcüklerin yanında “anlamlı” bakışların hiç bir tesiri olmuyordu. Halbuki  okadar kolaydıki “seni seviyorum” diye bilmek  ve beceremedi. Kadın anlamadı adamı…”